# Datnes Bilişim A.Ş. — Tam İçerik (LLM ingestion) Kaynak site: https://datnes.com Bu dosya, sitedeki tüm sayfa ve blog içeriklerinin düz metin (HTML'siz) tam sürümünü içerir. Göreli URL'ler siteye görelidir (ör. /iletisim-aglari-cozumleri → https://datnes.com/iletisim-aglari-cozumleri). ====================================================================== ## TÜRKÇE İÇERİK # Datnes Bilişim — Kurumsal Bilgiler - Şirket: Datnes Bilişim A.Ş. - Kuruluş: 2021 - Adres: Halkapınar, 1203/11. Sk. Megapol Çarşı Kule No:5-7, 35170 Konak/İzmir - Telefon: 0850 255 20 19 - E-posta: info@datnes.com - LinkedIn: https://www.linkedin.com/company/datnesbilisim/ - Slogan: #considerITdone - Çalışma saatleri: Pazartesi – Cuma, 09:00 – 18:00 ## Ana çözüm alanları - Kurumsal Ağ Çözümleri (/iletisim-aglari-cozumleri) - Kurumsal Sistem Çözümleri (/kurumsal-sistem-cozumleri) - IT/OT Dijitalleşme Çözümleri (/it-ot-dijitallesme-cozumleri) - Siber Güvenlik Çözümleri (/siber-guvenlik-cozumleri) - Güvenli Erişim Çözümleri – PAM, ZTNA, VPN, MFA, IAM (/guvenli-erisim-cozumleri) - Altyapı Kablolama ve Çevresel Güvenlik Çözümleri (/kablolama-hizmetlerimiz) - Cloud Çözümleri (/cloud-hizmetlerimiz) - Backup ve Felaket Kurtarma Çözümleri (/backup-felaket-kurtarma-cozumleri) ## Hizmetler - Danışmanlık ve Destek Hizmetleri (/danismanlik-hizmetleri) - Proje Hizmetleri (/proje-hizmetleri) - Yönetilen Hizmetler ve Dış Kaynak (/yonetilen-hizmetler) - Cloud Hizmetleri (/cloud-operasyon-hizmetleri) - Yönetilen Yedekleme Hizmeti (/yonetilen-yedekleme-hizmeti) ## Teknoloji ortakları Cisco, Meraki, Palo Alto Networks, Cortex XDR, Dell EMC, Dell, HPE, Aruba, IBM, Huawei, xFusion, Fortinet, Trend Micro, VMware, Veeam, Microsoft, Lenovo --- ## Sayfalar --- # DATNES Hakkında URL: /hakkimizda Kategori: corporate Özet: İzmir merkezli DATNES Bilişim; 2021'den bu yana ağ altyapısı, siber güvenlik, sistem entegrasyonu, bulut ve OT/IT dijitalleşme alanlarında uçtan uca kurumsal teknoloji çözümleri sunar. DATNES Bilişim, ağ altyapısı, siber güvenlik, sistem entegrasyonu, bulut çözümleri ve kurumsal dijitalleşme alanlarında uçtan uca hizmet sunan, İzmir merkezli bir teknoloji şirketidir. 2021'deki kuruluşundan bu yana savunma sanayi, inşaat, gıda, taşımacılık, üretim, otomotiv, enerji ve iletişim sektörlerindeki kurumların güvenilir teknoloji ortağı olarak faaliyet göstermektedir. Büyük ölçekli üretim tesisleri, geniş fabrika sahaları ve kurumsal yapılar için tasarlanan karmaşık güvenlik, ağ ve sistem altyapıları; DATNES'in en güçlü uzmanlık alanlarından birini oluşturmaktadır. Yüksek erişilebilirlik ve kesintisiz operasyon ilkesiyle hayata geçirilen bu altyapılar, kurumların iş sürekliliğini en kritik koşullarda dahi güvence altına alır. Gelişmiş güvenlik duvarı mimarileri, ağ güvenliği ve uçtan uca siber güvenlik çözümleriyle DATNES; kurumların dijital varlıklarını ve operasyonel sistemlerini sürekli değişen tehditlere karşı etkin biçimde korur. Çok katmanlı güvenlik yaklaşımı ve kurumsal IT entegrasyonlarıyla oluşturulan bu yapı, kurumsal dayanıklılığın ve dijital güvenin kalıcı zeminini oluşturur. BT altyapısının ötesinde OT/IT entegrasyonu, endüstriyel otomasyon ve Endüstri 4.0 dönüşümü alanlarında da aktif rol üstlenen DATNES; fabrika zemininden veri merkezine uzanan bütünleşik yaklaşımıyla kurumların operasyonel verimliliğini artırmalarına somut katkı sağlar. Teknik yetkinliği ve sektörler arası deneyimiyle DATNES, sunulan çözümü yalnızca kuran değil; geliştiren, destekleyen ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini güvence altına alan bir iş ortağı olarak konumlanmaktadır. Vizyonumuz Butik hizmet anlayışını ve teknik mükemmeliyeti ön planda tutarak; ağ altyapısından endüstriyel dijitalleşmeye uzanan geniş yetkinlik alanında Türkiye'nin ve bölgenin referans teknoloji şirketi olmak. Misyonumuz Kurumların teknolojiye uyum süreçlerini ve dijitalleşme hedeflerini; güvenilir, çözüm odaklı ve sürdürülebilir bir ortaklık anlayışıyla hayata geçirmek — uçtan uca teknik yetkinlik ve derin sektör deneyimiyle kalıcı değer yaratmak. Teknoloji Ortaklarımız Politikalar Veri Sahibi Başvuru Formu EYS Politikası Kişisel Veri Aydınlatma Metni Gizlilik Politikası --- # İletişim URL: /iletisim Kategori: corporate Özet: Datnes Bilişim ile iletişime geçin. Halkapınar, 1203/11. Sk. Megapol Çarşı Kule, Konak/İzmir. Tel: 0850 255 20 19. E-posta: info@datnes.com Datnes Bilişim ile iletişime geçmek için aşağıdaki kanalları kullanabilir veya formu doldurarak ekibimizden geri dönüş talep edebilirsiniz. Sorularınızı genellikle bir iş günü içinde yanıtlıyoruz. --- # Referanslarımız URL: /referanslarimiz Kategori: corporate Özet: Datnes Bilişim'in çözüm ortağı olduğu referans firmalar: Socar Terminal, Philip Morris, Deutsche Telekom, Arkas, Pınar, Keskinoğlu ve daha fazlası. --- # Sertifikasyonlarımız URL: /sertifikasyonlarimiz Kategori: corporate Özet: Datnes Bilişim'in sahip olduğu teknik sertifikalar: Palo Alto PCNSE, Cisco CCNP Security, CCNP Enterprise, CCNP Datacenter, Dell, Huawei HCIP ve daha fazlası. --- # İş Ortaklarımız URL: /is-ortaklarimiz Kategori: corporate Özet: Datnes Bilişim iş ortakları: Cisco, Cisco Meraki, Palo Alto, Cortex XDR, Huawei, HPE, Aruba, IBM, SentinelOne, Trend Micro, xFusion, Fortinet, Mirket, Wallix, VMware, Veeam, Dell, Lenovo, Microsoft, HP, ManageEngine. --- # Kurumsal Ağ Çözümleri URL: /iletisim-aglari-cozumleri Kategori: solution Özet: LAN, WAN, SD-WAN ve kurumsal kablosuz ağ çözümlerinde tasarımdan kuruluma, yönetimden optimizasyona uçtan uca hizmet. Cisco, Huawei, Fortinet ve HPE Aruba yetkili ortağı. Hızlı, Güvenli ve Kesintisiz Ağ Altyapısı Kurumsal ağ, tüm dijital operasyonlarınızın omurgasıdır. Yavaş veya güvensiz bir ağ; üretkenliği düşürür, güvenlik açıkları yaratır ve rekabet gücünüzü zayıflatır. Datnes Bilişim olarak LAN, WAN, SD-WAN ve kurumsal kablosuz ağ çözümlerinde tasarımdan kuruluma, yönetimden optimizasyona kadar tüm süreci üstleniyoruz. Cisco, Huawei, Fortinet ve HPE Aruba yetkili ortaklıklarımız ve sertifikalı mühendis kadromuzla kurumunuzun ağ altyapısını hız, güvenlik ve süreklilik ilkeleri doğrultusunda tasarlar ve işletiriz. Kurumsal LAN / WAN ve SD-WAN mimarisi tasarımı Kablosuz ağ (Wi-Fi) çözümleri Next-Generation Firewall ve ağ segmentasyonu 7/24 NOC izleme ve proaktif ağ yönetimi Ağ performans raporlama ve kapasite planlaması Ücretsiz Ağ Değerlendirmesi Talep Et → --- # Kurumsal Sistem Çözümleri URL: /kurumsal-sistem-cozumleri Kategori: solution Özet: Sunucu, depolama, sanallaştırma, hyperconverged altyapı ve yedekleme çözümleri. HPE, Dell Technologies ve VMware yetkili ortağı. Altyapınızın Kalbini Güçlendirin Sunucu, depolama ve sanallaştırma sistemleri kurumsal IT altyapısının temel taşlarıdır. Yanlış boyutlandırılmış veya eski altyapı; performans sorunlarına, beklenmedik kesintilere ve artan maliyetlere zemin hazırlar. HPE, Dell Technologies ve VMware yetkili ortaklıklarımızla fiziksel sunucu kurulumundan sanallaştırma mimarisine, hyperconverged altyapıdan yedekleme çözümlerine kadar tüm sistem altyapısını tasarlıyor, kuruyor ve bakımını üstleniyoruz. HPE, Dell ve Lenovo sunucu platformlarında kurulum ve yönetim VMware vSphere ve Microsoft Hyper-V sanallaştırma SAN / NAS depolama tasarımı ve optimizasyonu Veeam, Zerto, Cloud ortamlarına yedekleme ve felaket kurtarma Hyperconverged altyapı (Nutanix, vSAN) Altyapı Değerlendirmesi Talep Et → --- # IT/OT Dijitalleşme Çözümleri URL: /it-ot-dijitallesme-cozumleri Kategori: solution Özet: OT/IT ağ entegrasyonu, ağ segmentasyonu, SCADA entegrasyonu, endüstriyel siber güvenlik ve bina otomasyonunda uçtan uca Endüstri 4.0 dönüşüm çözümleri. Fabrika Zemininden Kurumsal Ağa Entegre Dönüşüm Endüstri 4.0 ile birlikte üretim tesisleri, BT ve OT sistemlerinin iç içe geçtiği karmaşık ortamlar haline geldi. Bu dönüşüm verimlilik ve izlenebilirlik fırsatları sunarken OT/IT entegrasyonu, endüstriyel siber güvenlik ve sistem modernizasyonu konularında ciddi zorluklar da barındırıyor. Datnes Bilişim olarak OT/IT ağ entegrasyonu, ağ segmentasyonu, SCADA entegrasyonu, endüstriyel siber güvenlik ve bina otomasyon sistemleri konularında uçtan uca hizmet sunuyoruz. Fabrika zemininden kurumsal ağa uzanan bütünleşik bir yaklaşımla operasyonel verimliliğinizi ve güvenliğinizi birlikte artırıyoruz. OT/IT ağ entegrasyonu ve güvenli mimari tasarımı OT ağ segmentasyonu ve endüstriyel güvenlik mimarisi EPDK EKS Bilgi Güvenliği Rehberi'ne uyumlu OT güvenlik çözümleri Bina Yönetim Sistemleri (BMS) entegrasyonu Endüstriyel siber güvenlik ve OT güvenlik açığı yönetimi OT/IT Dijitalleşme Görüşmesi Talep Et → --- # Siber Güvenlik Çözümleri URL: /siber-guvenlik-cozumleri Kategori: solution Özet: 7/24 SOC yönetimi, XDR uç nokta güvenliği, Next-Generation Firewall, zafiyet yönetimi ve ISO 27001 / KVKK / BDDK uyum danışmanlığı. Tehditleri Önceden Durdurun Siber saldırılar artık bireysel sistemleri değil, kurumsal altyapıları, tedarik zincirlerini ve kritik hizmetleri hedef alıyor. Bir fidye yazılımı saldırısı veya veri ihlali; hem finansal hem de operasyonel açıdan onarılması zor hasarlara yol açabiliyor. Datnes Bilişim çok katmanlı güvenlik mimarisiyle kurumunuzu uçtan uca koruyor. SOC yönetiminden sızma testine, uç nokta güvenliğinden uyum danışmanlığına kadar tüm siber güvenlik süreçlerinizi Palo Alto Networks, Fortinet ve Cortex XDR, SentinelOne gibi dünya lideri platformlarla hayata geçiriyoruz. 7/24 SOC yönetimi XDR uç nokta güvenliği Next-Generation Firewall kurulum ve yönetimi Zafiyet yönetimi ISO 27001, KVKK, BDDK uyum danışmanlığı Ücretsiz Siber Güvenlik Değerlendirmesi → --- # Güvenli Erişim Çözümleri URL: /guvenli-erisim-cozumleri Kategori: solution Özet: Sıfır Güven (Zero Trust) mimarisiyle PAM, ZTNA, VPN, MFA ve IAM çözümleri. Kimlik ve erişim güvenliğini merkezileştirin. Kimlik ve Erişim Güvenliğini Merkezileştirin Modern kurumsal ortamda 'kim, neye, ne zaman erişebilir?' sorusunun yanıtı artık ağ sınırlarına değil, kimlik ve erişim yönetimi politikalarına dayanıyor. Yetersiz erişim kontrolleri; iç tehditler, kimlik bilgisi hırsızlığı ve yetkisiz erişim gibi ciddi risklere zemin hazırlıyor. Datnes Bilişim olarak Sıfır Güven (Zero Trust) mimarisini esas alarak kurumunuzun kimlik ve erişim altyapısını PAM, ZTNA, VPN ve MFA çözümleriyle güçlendiriyor, ayrıcalıklı hesapları merkezi biçimde yönetiyoruz. Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (PAM) kurulum ve yönetimi Sıfır Güven Ağ Erişimi (ZTNA) mimarisi Güvenli uzaktan erişim (VPN / SSL VPN) Çok Faktörlü Kimlik Doğrulama (MFA) entegrasyonu Kimlik ve Erişim Yönetimi (IAM) çözümleri Güvenli Erişim Değerlendirmesi Talep Et → --- # Altyapı Kablolama ve Çevresel Güvenlik Çözümleri URL: /kablolama-hizmetlerimiz Kategori: solution Özet: ISO 11801 ve EIA/TIA standartlarına uygun yapısal kablolama, IP/CCTV kamera, erişim kontrol, yangın algılama ve sistem odası çözümleri. Fiziksel Altyapının Sağlam Temeli Tüm ağ ve iletişim sistemlerinin fiziksel temeli olan yapısal kablolama altyapısı, standartlara uygun kurulmadığında ağ performansını düşürür, arıza tespitini güçleştirir ve uzun vadede maliyetli yenileme gerektirir. Fiziksel güvenlik ise siber güvenliğin tamamlayıcısı olarak kurumsal varlıkların korunmasında kritik rol oynar. Datnes Bilişim olarak ISO 11801 ve EIA/TIA standartlarına uygun yapısal kablolama projelerinin yanı sıra IP kamera, erişim kontrol ve çevresel algılama sistemlerini entegre biçimde tasarlıyor ve kuruyoruz. Cat6A / Cat7 bakır ve fiber optik kablolama Veri merkezi içi kablolama tasarımı ve yönetimi IP / CCTV kamera sistemleri kurulumu Biyometrik ve kartlı erişim kontrol sistemleri Yangın algılama ve çevresel tehdit sistemleri Sistem odası tasarımı ve mobil veri merkezi çözümleri Kablolama ve Güvenlik Projesi Teklifi Al → --- # Cloud Çözümleri URL: /cloud-hizmetlerimiz Kategori: solution Özet: Microsoft Azure ve AWS yetkili çözüm ortağı olarak bulut değerlendirme, migrasyon, hibrit mimari, bulut güvenliği ve FinOps maliyet optimizasyonu. Bulut Mimarinizi Birlikte Tasarlıyoruz Bulut bilişim; operasyonel çevikliği, ölçeklenebilirliği ve iş sürekliliğini bir arada sunuyor. Ancak başarılı bir bulut stratejisi yalnızca platform seçiminden ibaret değil. Doğru mimari tasarım, güvenli migrasyon planlaması ve süregelen maliyet optimizasyonu olmadan bulut yatırımları beklenen faydayı sağlayamıyor. Datnes Bilişim olarak Microsoft Azure ve AWS yetkili çözüm ortağı sıfatıyla bulut değerlendirmeden migrasyona, hibrit mimari tasarımından bulut güvenliğine kadar tüm bulut dönüşüm sürecinizi planlıyor ve uyguluyoruz. Bulut olgunluk değerlendirmesi ve yol haritası Azure / AWS migrasyon planlaması ve uygulama Hibrit ve çoklu bulut mimarisi tasarımı Bulut güvenliği (CSPM, CWPP) ve uyum FinOps: bulut maliyet analizi ve optimizasyonu Bulut Olgunluk Değerlendirmesi Talep Et → --- # Backup ve Felaket Kurtarma Çözümleri URL: /backup-felaket-kurtarma-cozumleri Kategori: solution Özet: Veeam, Commvault, Acronis ve Zerto ile fiziksel, sanal ve bulut ortamlarına yönelik yedekleme ve felaket kurtarma (DR) çözümleri; RTO/RPO odaklı mimari ve 3-2-1-1 politikası. Verilerinizi Koruyun, İş Sürekliliğinizi Güvence Altına Alın Veri kaybı; donanım arızasından siber saldırıya, insan hatasından doğal afete kadar pek çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Yetersiz veya test edilmemiş bir yedekleme altyapısı, kritik bir anda kurumunuzu ciddi operasyonel ve finansal risklerle baş başa bırakabilir. Datnes Bilişim olarak Veeam, Commvault, Acronis ve Zerto gibi sektörün önde gelen platformlarıyla fiziksel, sanal ve bulut ortamlarına yönelik kapsamlı yedekleme ve felaket kurtarma çözümleri tasarlıyor ve kuruyoruz. RTO ve RPO hedeflerinizi esas alarak kurumunuza en uygun yedekleme mimarisini belirliyoruz. Fiziksel ve sanal sunucu (VMware, Hyper-V) yedekleme tasarımı ve kurulumu Bulut yedekleme mimarisi (Azure Backup, AWS Backup) Microsoft 365 ve SaaS uygulama yedeği Felaket kurtarma (DR) mimarisi ve iş sürekliliği planlaması 3-2-1-1 yedekleme politikası tasarımı Platform geçişi ve yedekleme altyapısı modernizasyonu Yedekleme Altyapısı Değerlendirmesi Talep Et → --- # Danışmanlık ve Destek Hizmetleri URL: /danismanlik-hizmetleri Kategori: service Özet: IT strateji ve mimari danışmanlığı, dijital dönüşüm planlaması, 7/24 çok katmanlı yardım masası ve Türkiye geneli saha müdahale. Doğru Kararları Uzman Görüşüyle Alın Teknoloji yatırımlarının değer üretmesi, doğru strateji ve uzman rehberliğiyle mümkündür. Datnes Bilişim Danışmanlık ekibi; IT strateji ve yol haritası, mimari tasarım, bütçe optimizasyonu ve uyum danışmanlığı konularında kurumunuza özel hizmet sunar. 7/24 teknik destek hattımız, çok katmanlı yardım masası yapımız ve Türkiye genelindeki saha müdahale kapasitemizle günlük operasyonel destek ihtiyaçlarınızı da karşılıyoruz. IT strateji, yol haritası ve mimari tasarım danışmanlığı Dijital dönüşüm ve teknoloji bütçe planlaması 7/24 çok katmanlı yardım masası (telefon, e-posta, portal) Uzaktan destek ve Türkiye geneli saha müdahale ISO 27001 süreçlerinin operasyonu Danışmanlık Görüşmesi Talep Et → --- # Proje Hizmetleri URL: /proje-hizmetleri Kategori: service Özet: PMI metodolojisi ve çevik yaklaşımla ağ, sistem, güvenlik, OT ve bulut migrasyon projelerinde uçtan uca proje yönetimi. IT Projelerinizi Zamanında ve Bütçe Dahilinde Teslim Ediyoruz Her IT projesi; kendine özgü riskler, zaman baskısı ve teknik karmaşıklıklar barındırır. Datnes Bilişim Proje Hizmetleri ekibi, PMI metodolojisi ve çevik yönetim yaklaşımını harmanlayan bir çerçevede ağ modernizasyonundan veri merkezi kurulumuna, güvenlik altyapısından bulut migrasyonuna kadar her ölçekte IT projesini yönetir. Proje kapsamı tanımından kabul testlerine, kaynak planlamasından risk yönetimine kadar tüm proje yaşam döngüsünü üstleniyoruz. Teslimattan sonra geçiş dönemi desteği de sağlıyoruz. Uçtan uca IT proje yönetimi (PMI / Çevik) Ağ, sistem, güvenlik ve OT altyapı projeleri Bulut migrasyon ve entegrasyon projeleri Proje kabul testi, dokümantasyon ve eğitim Teslim sonrası geçiş dönemi teknik desteği Proje Fizibilite Görüşmesi Talep Et → --- # Yönetilen Hizmetler ve Dış Kaynak URL: /yonetilen-hizmetler Kategori: service Özet: SLA güvenceli 7/24 NOC izleme, proaktif altyapı yönetimi, yama yönetimi ve esnek IT dış kaynak personel modeli. IT Operasyonlarınızı Güvenle Devredin Nitelikli IT personelini bulmak, yetiştirmek ve elde tutmak giderek güçleşiyor. Bunun yanında 7/24 izleme, proaktif yönetim ve sürekli optimizasyon; büyük ve uzmanlaşmış bir ekip gerektiriyor. Datnes Bilişim Yönetilen Hizmetler modeli bu yükü sizin adınıza üstleniyor. SLA güvenceli altyapı yönetiminden dış kaynak IT personeline kadar kurumunuzun operasyonel ihtiyaçlarını esnek ve maliyet etkin biçimde karşılıyoruz. 7/24 NOC izleme ve proaktif altyapı yönetimi Yama yönetimi, performans optimizasyonu ve raporlama Yerinde ve uzaktan IT dış kaynak personel desteği Esnek kadro modeli — tam zamanlı, yarı zamanlı, proje bazlı SLA garantili hizmet seviyeleri ve aylık raporlama Yönetilen Hizmet Teklifi Al → --- # Cloud Hizmetleri URL: /cloud-operasyon-hizmetleri Kategori: service Özet: SLA güvenceli yönetilen Azure / AWS bulut operasyonu, 7/24 izleme, yama yönetimi, FinOps maliyet optimizasyonu ve bulut güvenliği. Kurduğunuz Bulut Ortamını Kesintisiz İşletiyoruz Bulut mimarisi kurulmakla iş bitmiyor. Gerçek değer; bulut ortamının doğru yönetilmesi, güvenliğinin sürekli korunması ve maliyetlerinin optimize edilmesiyle ortaya çıkıyor. Datnes Bilişim Cloud Hizmetleri ekibi, kurduğunuz veya bizimle tasarladığınız bulut ortamını 7/24 yönetiyor. Azure ve AWS yetkili ortaklıklarımızla yönetilen bulut operasyonu, izleme, yama yönetimi, maliyet optimizasyonu (FinOps) ve bulut güvenliği hizmetlerini SLA güvencesiyle sunuyoruz. Yönetilen Azure / AWS bulut operasyonu 7/24 bulut altyapısı izleme ve olay yönetimi Yama, güncelleme ve ölçeklendirme yönetimi FinOps: maliyet görünürlüğü ve optimizasyon raporları Bulut güvenliği denetimi ve uyum yönetimi Cloud Hizmet Paketi Bilgisi Al → --- # Yönetilen Yedekleme Hizmeti URL: /yonetilen-yedekleme-hizmeti Kategori: service Özet: 7/24 yedekleme izleme, düzenli geri yükleme testleri, RTO/RPO uyum takibi ve aylık sağlık raporlarıyla yedekleme altyapınızı SLA güvencesiyle yönetiyoruz. Yedekleme Altyapınızı Bize Emanet Edin Yedekleme altyapısı kurmak yeterli değil; düzenli olarak test edilmesi, izlenmesi ve doğrulanması gerekiyor. Pek çok kurumda yedekler alınıyor ancak geri yükleme testi hiç yapılmıyor. Gerçek bir felaket anında bu eksiklik telafi edilemiyor. Datnes Bilişim Yönetilen Yedekleme Hizmeti ile yedekleme altyapınızı 7/24 izliyor, yedek başarısızlıklarını proaktif biçimde tespit ediyor ve aylık raporlarla tam görünürlük sağlıyoruz. Siz iş süreçlerinize odaklanın, yedekleme operasyonunu biz yönetelim. 7/24 yedekleme izleme ve başarısızlık uyarıları Düzenli yedek doğrulama ve geri yükleme testleri RTO / RPO uyum takibi ve raporlama Yedekleme politikası güncellemesi ve kapasite yönetimi Olay anında öncelikli müdahale ve kurtarma desteği Aylık yedekleme sağlık raporu Yönetilen Yedekleme Hizmet Paketi Bilgisi Al → --- ## Blog Yazıları --- # Software Defined WAN (SD-WAN) URL: /bulten/sd-wan Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-07-26 Özet: SD-WAN mimarisi, bileşenleri ve faydaları hakkında kapsamlı rehber. Merkezi yönetim, dinamik yönlendirme ve ağ güvenliği çözümleri. SD-WAN, yazılım tanımlı geniş alan ağı anlamına gelmektedir. Geniş alan ağı, önemli bir mesafe ile ayrılmış yerel ağlar (LAN) arasındaki bir bağlantıdır. (Birkaç kilometre ile binlerce kilometre arasında olabilir.) Yazılım tanımlı terimi, WAN'ın programlanabilir olarak yapılandırıldığı ve yönetildiği anlamına gelir. Yazılım Tanımlı Geniş Alan Ağı (SD-WAN), işletmelerin, MPLS, LTE ve geniş bant internet hizmetleri de dahil olmak üzere herhangi bir taşıma kombinasyonundan yararlanarak, kullanıcıların uygulamalara güvenli bir şekilde bağlanmasına olanak sağlayan sanal bir WAN mimarisidir. SD-WAN, trafiği WAN üzerinden güvenli ve yönetilebilir bir şekilde yönlendirmek için merkezi bir kontrol işlevi kullanır. Bu, uygulama performansını artırarak gelişmiş kullanıcı deneyimi, artan iş üretkenliği ve BT için düşük maliyetlerle sonuçlanır. SD-WAN Mimarisi SD-WAN, son derece güvenli, dinamik, uygulamaya duyarlı ağ trafiği yönetimi sağlamak için kullanıcı tanımlı uygulama ve yönlendirme ilkelerini içeren merkezi bir kontrol işlevi kullanır. Bu kontrol işlevi, esnek dağıtım seçenekleri ve iyileştirilmiş toplam sahip olma maliyeti sağlayarak, herhangi bir ağ taşıma türü kombinasyonunda optimum dağıtım yollarına izin verir. SD-WAN mimarilerinde, SD-WAN Edge , Controller ve Orchestrator olmak üzere üç ana bileşen vardır: SD-WAN Edge , ağ uç noktalarının bulunduğu yerdir. Bu bir şube, uzak bir veri merkezi veya bulut platformu olabilir. SD-WAN Orkestratörü , trafiği denetleyen ve operatörler tarafından belirlenen politika ve protokolü uygulayan ağ için sanallaştırılmış yöneticidir. SD-WAN Controller , yönetimi merkezileştirir ve operatörlerin ağı tek bir ekrandan görmelerini ve Orkestratörün uygulaması için politika belirlemelerini sağlar. Bu bileşenler SD-WAN'ın temel yapısını oluşturur. Ek olarak, üç ana SD-WAN mimarisi türü vardır: on-premises, cloud-enabled ve cloud-enabled with backbone. On-Premises SD-WAN , SD-WAN donanımının yerinde bulunduğu mimari türüdür. Ağ operatörleri, ağa ve üzerinde bulunduğu donanıma doğrudan erişebilir ve yönetebilir. Bu, internet üzerinden gönderilemeyen hassas bilgiler için ideal hale getirir. Cloud-Enabled SD-WAN , internet üzerinden sanal bir bulut ağ geçidine bağlanır, bu da ağı daha erişilebilir kılar ve bulutta yerel uygulamalarla daha iyi entegrasyon ve performans sağlar. Cloud-Enabled with Backbone SD-WAN 'lar, ağı veri merkezi gibi yakındaki bir PoP bağlayarak kuruluşlara ekstra bir yedekleme sağlar. SD-WAN Faydaları Nelerdir? Çeviklik ve Esneklik Merkez Ofis ve tüm şubelerinizde, ihtiyaçlarınıza uyacak esnek hibrit WAN tasarımları ile değişen iş ihtiyaçlarınıza hızla uyum sağlayın. Dinamik Yönlendirme SD-WAN, ağ koşullarına veya trafik özelliklerine bağlı olarak, trafiği bir WAN bağlantısına veya diğerine otomatik olarak yönlendirme imkanı sağlar. Bir WAN bağlantısının sağlıklı iletişim ortamı sağlayamaması halinde ya da trafik yükünü dengelemek için birden fazla WAN bağlantısını eşzamanlı olarak kullanma imkanı tanır. Uygulamaya duyarlı yönlendirme ile iş uygulamalarınızın optimum şekilde sunulması için doğrudan İnternet bağlantıları üzerinden gönderilebilen trafiği tanır. Çoklu Bağlantı, Çoklu Aktarım SD-WAN ağ geçitleri hibrit WAN'ı destekler. Bu, her bir ağ geçidinin farklı aktarımlar (MPLS, Geniş Bant İnternet, LTE, vb.) kullanan birden fazla bağlantısı olabileceği anlamına gelir. Güvenlik için her WAN bağlantısına sanal bir özel ağ (VPN) kurulur. Uygulama Performansı Kurumsal veya bulut uygulamalarına doğrudan, son derece güvenli erişim ile uygulamanızın performansını hibrit veya internet bağlantıları üzerinden optimize eder. Merkezi Yönetim Ağınızın ve uygulamalarınızın performansında görünürlük ile ağınızda daha fazla kontrol sağlar. Zero-Touch Provisioning Cihazlar otomatik olarak algılanır ve yapılandırılır. Bu da kurulumun süresini ve karmaşıklığını azaltarak dağıtımı basitleştirir. Ağ Güvenliği Ağ güvenliği için entegre bir çözüm oluşturarak, bulut güvenlik seçenekleri ile verilerinize gelen trafiği şifreleyerek ve tünel oluşturarak güvenlik düzeyi sağlar. Kontrol Maliyetleri Geniş bant ve internet gibi uygun maliyetli, ölçeklenebilir bağlantı seçeneklerini ağınıza entegre ederken maliyetler ve sermaye harcamaları üzerinde daha iyi kontrol imkanı sağlar. --- # Stack Kurma (Huawei) URL: /bulten/stack-kurma Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-05 Özet: Huawei switch'lerde stack kurulumu rehberi. Port bağlantılarını kullanarak iki adet switch'i stack grubuna dahil etme ve kontrol işlemleri. Port Bağlantılarını Kullanarak Stack Kurma Örneği (Huawei) Stack, iki veya daha fazla stackable switch'ten oluşan bir ağ çözümüdür. Stack grubunun bir parçası olarak çalışan switch'ler tek bir aygıt gibi davranır. Sonuç olarak stack çözümü, artan sayıda bağlantı noktasına sahipken tek bir anahtarın özelliklerini ve işlevselliğini gösterir ve böylelikle ağ yönetimini basitleştirirken yüksek ağ güvenirliği ve ölçeklenebilirlik sağlar. Neden Stack? Stack, kullanıcıların birden fazla cihazı yönetme zorluğu olmadan ağ kapasitelerini genişletmelerine olanak sağlar. Stackable switch'ler, stack yığının genel performansını etkilemeden, gerektiğinde bir stack grubuna eklenebilir veya çıkarılabilir. Topolojisine bağlı olarak, stack grubu içindeki bir bağlantı veya birim arızalansa bile stack grubu veri aktarmaya devam edebilir. Bu, stack grubunun, ağ kapasitesini genişletmek için etkili, esnek ve ölçeklenebilir bir çözüm haline getirir. Bu makale, Huawei marka 2 adet Switch'in stack grubuna dahil edilmesi ve kontrollerin sağlanmasını içermektedir. Switch Stack Portlarının Tanımlanması SWITCH_1 [SWITCH_1]interface stack-port 0/1 [SWITCH_1-stack-port0/1]port interface xGigabitEthernet 0/0/1 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_1-stack-port0/1]quit [SWITCH_1]interface stack-port 0/2 [SWITCH_1-stack-port0/2]port interface XGigabitEthernet 0/0/2 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_1-stack-port0/2]quit SWITCH_2 [SWITCH_2]interface stack-port 0/1 [SWITCH_2-stack-port0/1]port interface XGigabitEthernet 0/0/1 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_2-stack-port0/1]quit [SWITCH_2]interface stack-port 0/2 [SWITCH_2-stack-port0/2]port interface XGigabitEthernet 0/0/2 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_2-stack-port0/2]quit Switch Priority Değerlerinin ve Stack ID'lerinin Tanımlanması SWITCH_1 [SWITCH_1]stack slot 0 priority 200 Warning:Please do not frequently modify Priority, it will make the stack split! continue?[Y/N]:y SWITCH_2 [SWITCH_2]stack slot 0 renumber 1 Warning: All the configurations related to the slot ID will be lost after the slot ID is modified. Please do not frequently modify slot ID, it will make the stack split. Continue?[Y/N]:y Info: Stack configuration has been changed, need reboot to take effect. Stack Konfigürasyonunun Fiziksel Olarak Aktif Edilmesi Stack grubuna dahil edilecek tüm switchler kapatılır. Stack kabloları bağlanır ve sıra ile tüm switchler açılır. Kontrollerin Sağlanması display stack Stack topology type: Ring Stack system MAC: 845b-123a-1132 MAC switch delay time: 10 min Stack reserved vlan: 4093 Slot of the active management port: -- Slot Role Mac address Priority Device type ----------------------------------------------------- 0 Master 845b-123a-1132 200 S5700-28X-PWR-LI-AC 1 Standby 845b-123a-1102 100 S5700-28X-PWR-LI-AC --- # Cisco Digital Network Architecture (DNA) URL: /bulten/cisco-dna Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-07-26 Özet: Cisco DNA Center hakkında kapsamlı bilgi: network yönetimi, otomasyon, sanallaştırma, analitik, güvenlik ve bulut entegrasyonu özellikleri. Cisco Digital Network Architecture (DNA) Cisco DNA Center, Cisco tarafından tasarlanmış, network için eksiksiz bir yönetim ve kontrol platformudur. Bu tek, genişletilebilir yazılım platformu, ağ yönetimi, otomasyon, sanallaştırma, analitik ve güvence, güvenlik ve IoT bağlantısı için entegre araçlar içerir. Cisco tarafından 2017 yazında, sezgisel bir ağ oluşturmaya yönelik başlatılan IBN (Intent-Based Networking) teknolojisi, kampüs ve şube ağlarını yönetmek için önemli iyileştirmeler içermektedir. Cisco DNA, Cisco'nun kurumsal ağ tasarımı, dağıtımı ve işletimine yönelik genel stratejisini içerir. Policy Cisco DNA, ağ mimarlarının ve yöneticilerinin, politikaları, ağ çapında, uçtan uca tanımlayıp dağıtabilecekleri sağlam bir ortam sağlar. Bunlar, uygulama önceliklendirmesi sağlamak için QoS ilkelerini, kullanıcı ve hizmet erişimini kontrol eden güvenlik ilkelerini veya kapasite planlaması ve sorun tanımlama/düzeltme için ağ verilerini toplama ilkelerini içerebilir. Cisco DNA içindeki politikalar genellikle amaç düzeyinde ifade edilir ve ardından Cisco DNA Center gibi araçlar aracılığıyla uygun cihaz düzeyinde yapılandırmalara dönüştürülür. Automation Cisco DNA'nın otomasyon yetenekleri, ağda bulunan cihaz ailelerinin, cihazların rollerinin ve ağın genel olarak topolojisinin anlaşılmasını sağlar. Otomasyon, BT ekiplerinin belirlediği dağıtım amacını gerçekleştirir ve bunu ağ cihazlarına gönderilen standartlaştırılmış, otomatikleştirilmiş yapılandırmalara dönüştürür. Cisco DNA Center, kurumsal ağ için basitleştirilmiş ancak güçlü otomasyon yetenekleri uygular. Analytics and Assurance Analytics, Cisco DNA'nın ağdan ilgili verileri toplamasını, bunu yüksek verimli endüstri lideri veri tabanlarında depolamasını ve bu verileri ilişkilendirmek için akıllı algoritmalar kullanmasını sağlar. Bundan, son kullanıcı tarafından belirtilen amacın gerçekten gerçekleşmesini sağlamak için sonuçlar çıkarılabilir, sorunlar tespit edilebilir ve iyileştirme uygulanabilir. Cisco DNA Güvencesi, ağ yöneticisinin kurumsal ağ tarafından oluşturulan büyük miktardaki veriyi kolayca tüketmesine olanak tanır. Bu veriler, sorunları belirlemek, bu sorunların temel nedenlerini belirlemek ve sorunlar çözülürken rehberli iyileştirme çabalarını yönlendirmek için birleştirilir ve anlaşılması kolay bir forma dönüştürülür. Virtualizations Sanallaştırma, ağ yöneticisi tarafından belirlenen şekilde, ağ hizmetlerinin fiziksel (cihaz) veya sanal (yazılım) temelinde konuşlandırılmasına olanak tanır. Sanallaştırmadan yararlanarak, temel yetenekler Cisco DNA tabanlı ağ sistemi genelinde çeşitli konumlarda daha hızlı tasarlanabilir, dağıtılabilir ve yönetilebilir. Sanallaştırma, esneklik sağlar ve dağıtım hızını artırarak ağ dağıtımını ve organizasyonu daha çevik hale getirir. Programmable Infrastructure Programlanabilir Altyapı, bir Cisco DNA dağıtımında iki önemli özelliği kapsar. İlk olarak, ağ elemanları esnek donanım bileşenleri içerebilir. Buna bir örnek, UADP (Unified Access Data Plane) ASIC'den (temelde anahtar platformunun kalbi) yararlanan Catalyst 9000 anahtarlarıdır. UADP esnektir ve basit bir yazılım yükseltmesi yoluyla zaman içinde yeni protokollere ve kapsüllemelere uyarlanabilir. Bu, UADP'ye (Catalyst 3850 gibi) dayalı kahverengi alan cihazlarının bile Software-Defined Access gibi yeni pazar lideri çözümleri destekleyecek şekilde yükseltilmesine ve yeni ve daha gelişmiş yeteneklerin basitleştirilmiş bir şekilde uygulanmasına olanak tanır. Ayrıca, Cisco DNA özellikli ağ cihazları ve işlevleri, cihazlar arasında basitleştirilmiş etkileşimi mümkün kılan bir dizi API (Uygulama Programlama Arayüzü) çerçevesinden yararlanır. Bu API'lerin seçilen kümeleri daha sonra ağ ve yönetim öğelerinden hem kuzeye hem de güneye yönlendirilebilir, bu da özel kullanım durumlarını ve farklı sistemlerin entegrasyonunu destekler. Cloud Integration Bulut entegrasyonu, Cisco DNA işlevlerinin, bulut tabanlı bileşenlerin yanı sıra şirket içi bileşenlerle de entegre olmasına olanak tanır. Cisco DNA, en iyi bulut entegrasyonu ve on-premise dağıtımlardan yararlanarak, kuruluşun basitleştirilmiş entegrasyon, hızlı dağıtım ve kuruluş genelinde tutarlı hizmet dahil olmak üzere bulut tabanlı hizmetlerin avantajlarından yararlanmasına olanak tanır. Security Son olarak, ağda dağıtılan tüm işlevler, hem cihazın kendisi hem de dağıtım ve kullanım yöntemleri için güvenli bir yaklaşım içermelidir. Günümüzün kurumsal ağında, doğal olarak güvenli bir sistem, kurumun sürekli çalışmasının anahtarıdır. Bu amaçla, Cisco DNA yaklaşımı, sistem içindeki ve sistem içindeki her düzeyde ve dağıtılan her cihaz ve çözümde güvenliği içerir. --- # 802.1X Kavramları ve Yapılandırma URL: /bulten/cisco-802-1x Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-07-26 Özet: IEEE 802.1x kimlik doğrulama standardı kavramları, çalışma prensibi ve Cisco cihazlarda temel yapılandırma adımları hakkında detaylı bilgi. IEEE 802.1x standardı, bir anahtar bağlantı noktasına erişmeye çalışan cihazların, kimliğini doğrulamak için bir yöntem sağlamak üzere geliştirilmiştir. Çoğu kuruluşta, bir anahtar bağlantı noktasına erişim, iç ağa erişim ve bununla birlikte yüksek düzeyde güvenlik gerektiren birden çok kaynağa doğrudan bağlantı sağlar. 802.1x standardı, bu durumlarda güvenliği sağlamak için kullanılabilecek teknolojilerden biridir. Standart, bir kimlik doğrulama dizisi gerçekleştirildikten sonra trafiğin bir anahtar bağlantı noktası üzerinden gönderilmesine ve alınmasına izin veren bir yöntem sağlar. Kimlik doğrulama bilgileri, merkezi bir kimlik doğrulama sunucusu tarafından işlenir. Bu işlem başarılı olduktan sonra, bağlantı noktası trafiğe normal şekilde izin verecektir. Kavramlar Şekil-1'de de görüldüğü üzere 802.1x standardında tanımlanmış bazı temel roller vardır: İstek Sahibi (Supplicant): Ağa erişim isteyen uç cihaz. Kimlik Doğrulama Sunucusu (Authentication Server): İstek sahibinin gerçek kimlik doğrulamasını gerçekleştirmek için kullanılan cihazdır. Kimlik doğrulama sunucusu, istekte bulunanın kimlik bilgilerini doğrular ve kimlik doğrulayıcıya, kimlik doğrulama başarılı olduğunda anahtar bağlantı noktasını açmasını bildirir. Kimlik Doğrulayıcı (Authenticator): İstek sahibinin bağlandığı anahtar bağlantı noktasını doğrudan kontrol eden cihazdır. Kimlik doğrulayıcı, istek sahibi ile kimlik doğrulama sunucu arasında bir aracı görevi görür. İstek Sahibi'nin kimlik doğrulama isteklerini Kimlik Doğrulama Sunucusuna iletir. Kimlik doğrulama başarılı olduğunda, İstek Sahibinin ağa erişimine izin verir. Şekil-1 Nasıl Çalışır? İstek Sahibi ve Kimlik Doğrulama Sunucusu arasında bulunan Kimlik Doğrulayıcı cihaz, İstek Sahibine EAP-Request/Identity paketi göndererek kendisini tanıtmasını ister. İstek Sahibi, kimliğini tanıtan EAP-Response/Identity paketi ile cevap verir. Ve bu paket enkapsüle edilerek Kimlik Doğrulama Sunucusuna gönderilir. Kimlik Doğrulama Sunucusu, Kimlik Doğrulayıcı cihaza bir davetiye atar. Kimlik Doğrulayıcı cihaz bu paketi EAPOL ile kapsüle edip İstek Sahibine gönderir. İstek Sahibi bu davetiyeye Kimlik Doğrulayıcı cihaz üzerinden cevap verir. İstek Sahibi gerekli kullanıcı tanımına ve haklarına sahipse, Kimlik Doğrulama Sunucusunun Kimlik Doğrulayıcı cihaza gönderdiği doğrulayıcı paketlerle erişim sağlanır. Şekil-2 802.1x protokolü ile üç amaç için kimlik denetimi yapılır: Authentication (Kimlik Doğrulama): İstek sahibine, sisteme, programa veya ağa erişim hakkının verilmesidir. Authorization (Yetkilendirme): Sunucu, anahtar veya yönlendirici kullanımlarında, cihaz ya da kullanıcının kimliğinin onaylanmasıdır. Accounting (Hesap Yönetimi): Herhangi bir kullanıcının ne yaptığı, kullanıcı hareketlerinin izlenebilmesi amacıyla yapılan işlemdir. 802.1x sağlayıcısı olarak yapılandırılan her anahtar bağlantı noktası, Şekil-3'de gösterildiği gibi yetkisiz (unauthorized) veya yetkili (authorized) olmak üzere iki durumdan birinde olabilir. Şekil-3 Yetkisiz bir anahtar bağlantı noktası yalnızca üç tür trafiğe izin verir: EAPOL (Kimlik doğrulama için kullanılır) CDP STP Kimlik doğrulama başarıyla gerçekleştirildikten sonra tüm trafiğe izin verilir. İstek Sahibi ile Kimlik Doğrulama Sunucu arasındaki kimlik doğrulama trafiği EAP (Extensible Authentication Protocol) aracılığıyla gerçekleşir. EAP kimlik doğrulama yöntemi değildir, bir iletim protokolüdür. EAP ile kimlik doğrulama sırasında oluşan trafiğin şifreli bir şekilde iletimi sağlanır. EAP paketi, Kimlik Doğrulayıcıya EAPOL paketi içinde kapsüllenerek iletilir. Kimlik Doğrulayıcı ile Kimlik Doğrulama Sunucusu arasında ise RADIUS paketi ile tekrar kapsüllenerek paket iletimi gerçekleştirilir. Kimlik doğrulaması için kullanılabilecek birçok EAP yöntemi vardır: EAP-MD5: Hash yöntemi ile minimal güvenlik sağlayan yöntemdir. Kimlik denetimi karşılıklı yapılmaz. Karşılıklı anahtar değişimi sağlanmadığı için dictionary ataklarına karşı savunmasızdır. LEAP (Lightweight Extensible Authentication Protocol): Bir kullanıcıyı doğrulamak için karşılıklı kimlik doğrulama sağlayan Cisco'ya özel bir protokoldür. LEAP yöntemi kullanıcı adı/şifre kontrolü ve WPA anahtar değişimi kullanır. Cisco firması, bu yöntemin çok güçlü bir güvenliği olmamasından dolayı ya çok karmaşık şifrelerin kullanılmasını ya da EAP-FAST, PEAP veya EAP-TLS gibi yöntemlerin kullanılmasını önermektedir. EAP-TLS: Çift yönlü doğrulama sağlar. Hem sunucu hem de kullanıcı tarafında dijital sertifikanın bulunması gerekir. EAP-TTLS: Kimlik Doğrulama Sunucusu ile İstek Sahibi arasında bir TLS tüneli kullanır ve PEAP gibi farklı EAP yöntemlerini kapsüllemek için birincisi içinde kapsüllenen ikinci bir tünele sahiptir. EAP-TLS'den farklı olarak EAP-TTLS, hem İstek Sahibinin hem de Kimlik Doğrulama Sunucusunun kimliğinin doğrulanmasını gerektirmez. EAP-FAST: Cisco tarafından geliştirilmiştir. Güçlü parolalar kullanan ve dijital sertifikalara dayanmayan bir yöntem arayan kuruluşlar için geliştirilmiştir. Yapılandırma Cisco cihazlarında, aralarında seçim yapabileceğiniz üç farklı IEEE 802.1x anahtar bağlantı noktası durumu vardır: Auto: Bu durumda, bağlantı noktası yetkisiz (unauthorized) bir durumda başlayacak ve yalnızca EAPOL, CDP ve STP trafiğine izin verilecektir. Kimlik doğrulaması gerçekleştirildikten sonra diğer tüm trafiğe izin verilecektir. Forced-Authorized: Bu durumda, tüm trafiğe izin verildiğinden dolayı IEEE 802.1x esasen devre dışı bırakılır. Bu, varsayılan bağlantı noktası durumudur. Forced-Unauthorized: Bu durumda, bağlantı noktası kimlik doğrulama istekleri de dahil olmak üzere tüm trafiği yok sayar. Yukarıda bahsedilen durumlardan da anlaşılacağı gibi IEEE 802.1x standartında bağlantı noktası durumunu auto olarak yapılandırmalıyız. IEEE 802.1x'in yapılandırılabileceği bir dizi farklı yol bulunmaktadır. Bu makale, Cisco cihazlarda temel bir yapılandırma için gerekli olan komutları göstermektedir. Privileged moda giriş yapın. switch>enable Global Configuration moduna giriş yapın. switch#configure terminal IEEE 802.1x'i global olarak etkinleştirin. switch(config)#dot1x system-auth-control AAA'yı etkinleştirin. switch(config)#aaa new-model IEEE 802.1x AAA kimlik doğrulamasını etkinleştirin. switch(config)#aaa authentication dot1x default group radius Arayüz yapılandırma moduna girin. switch(config)#interface interface x Erişim için switchport modunu yapılandırın. switch(config-if)#switchport mode access Bağlantı noktasını IEEE 802.1x kimlik doğrulayıcısı olarak çalışacak şekilde yapılandırın. switch(config-if)#dot1x pae authenticator Switchport IEEE 802.1x durumunu yapılandırın. switch(config-if)#authentication port-control [auto | force-authorized | force-unauthorized] --- # PaaS ve IaaS ile Azalan BT İş Yükü URL: /bulten/paas-iaas Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-09 Özet: PaaS ve IaaS bulut hizmetleri ile BT iş yükünün nasıl azaldığını, serverless computing'in geleceğini ve altyapı yönetiminin esnekliğini keşfedin. PaaS yani Platform as a Service modeli, altyapı (Fiziksel Sunucu, Veri Depolama Üniteleri, İşletim Sistemleri vb.) ihtiyacını ortadan kaldırarak sadece uygulama yönetim tarafında yönetim yapmanızı sağlayan bir modeldir. Bu da sunucu kaynaklarının tedariği, kapasite arttırımları, bakımlar vb. gibi işlemlerle uğraşmamanızı, bir veri merkezinde size tahsis edilen sunucular üstünde kurulan işletim sistemlerini yönetmenizi sağlar. Günümüzde çok yaygınlaşmamasına rağmen BT tarafında bu tarz yatırımların bir anda yapılmaması ve hizmetin kesintisiz, kaliteli alınması ile birlikte ilerleyen dönemlerde önemi artacak ve PaaS kullanımı yaygınlaşacaktır. IaaS yani Infrastructure as a Service modeli olan altyapı hizmeti, bulut bilişimin en temel hizmetidir. Bu modelde sanal sunucu oluşturularak sistem yöneticilerine teslim edilir, diğer tüm işlemler sistem yöneticileri tarafından yapılarak işleyiş devam ettirilmektedir. IaaS ile altyapı tarafında esnek bir yapıya sahip olan sistem yöneticileri, kaynak durumu gözetilmeksizin istenildiği anda sunucu kaynaklarını arttırıp azaltabilir ve esnek bir şekilde yapıyı yönetebilir. Gelecekte veri merkezlerinin önemi artarak artık bireysel sunucu tedarikleri yapılmayacak, kalitesi ve yedekli network altyapıları bile birlikte IaaS veya PaaS servisleri sayesinde "Serverless Computing" öne çıkacaktır. --- # RecoverPoint for Virtual Machines URL: /bulten/recoverpoint-for-virtual-machines Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-13 Özet: RecoverPoint for Virtual Machines ile VMware ortamında yerel ve uzak replikasyon, sürekli veri koruma ve felaket kurtarma çözümleri. RecoverPoint for Virtual Machines RecoverPoint for VM, Production (AKM) ortamınızdaki sanal sunucularınızın Disaster ortamına (FKM) ya da local replikasyonunu sağlar. Sanal sunucularınızı felaket anında kurtarmak için lokal ya da uzak replikasyon ile korunmasını sağlar. Herhangi bir zamanda VM başına kurtarma için sürekli veri korumasıyla birlikte yerel ve uzaktan replikasyon sağlar. Her iki sanal disk türünü de destekler: VMDK'ler ve RDM'ler. Aşağıdaki mimari bileşenleri göstermektedir: bir VMware vCenter eklentisi, vSphere hipervizörüne gömülü bir RecoverPoint yazma ayırıcısı (Splitter) ve tümü bir VMware ESXi sunucu ortamında tamamen entegre olan RecoverPoint sanal cihazları. Splitter, korumak ve replike etmek istediğiniz VM'leri barındıracak her ESX sunucular içine kurulur. Splitter, aynı ESX cluster içinde yerel replikasyonu veya Disaster site da bulunan RecoverPoint sanal araçlarıyla iletişim kurar. Splitter, Write IO'ları bir VM'nin VMDK/RDM'sine böler ve bir kopyasını production VMDK'sine ve replike edilmek istenen RecoverPoint clusterına gönderir. RecoverPoint for VM sunucuları, replike edilecek VM'lerle aynı ESX sunucu veya cluster da bulunması gerekmez. RecoverPoint for VM'in sağladığı avantajlar RPO ve RTO'yu optimize etmek için herhangi bir Zamanda Nokta kurtarma için Sürekli Veri Korumasını etkinleştirir. Birbirine bağlı sunucular için kurtarma tutarlılığı (Consistency) sağlar. Senkron veya asenkron replikasyon politikaları sağlar. Sıkıştırma (Compression) ve Tekilleştirme (Deduplication) kullanarak, WAN bant genişliği tüketimini azaltır ve mevcut bant genişliğini en iyi şekilde kullanır. Birden fazla şubeye replikasyon sağlar. Bir merkezden 4 farklı Disaster ortamına replikasyon ya da 4 farklı merkezden 1 Disaster ortamına replikasyon çözümü sağlarken, bunları tek bir ekrandan yönetim kolaylığı sağlar. Kullanıcı hatalarında, seçilecek kurtarma noktasını Disaster ortamından production ortamına çok kısa sürede geri yüklenmesini sağlar. Bulut, DR stratejinizin daha önemli bir parçası haline geldiğinde, Azure, AWS ve VMware Cloud on replikasyon sağlar. --- # Hiper Bütünleşik (Hyper-Converged) Mimari URL: /bulten/hiper-butunlesik-hyper-converged-mimari Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-10 Özet: Hiper bütünleşik mimariler sunucu, depolama ve ağı entegre ederek yönetim ve ölçeklenebilirlik kolaylığı sağlayan modern veri merkezi çözümleridir. Hiper bütünleşik altyapı, bilgi işlem, depolama ve ağ teknolojilerini tek bir sistemde barındıran birleşik bir sistemdir. Birden çok donanım katmanını etkin bir şekilde entegre etmek ve kullanmak için hiper birleşik sistemler, VMware, Hyper-V, KVM ve Citrix ve SAN yönetim denetleyicileri veya SAN denetleyicileri gibi hiper denetleyicileri kullanan sanallaştırma kombinasyonundan yararlanır. Hiper bütünleşik mimariler genellikle tümleşik yapıların geliştirilmesi sonucu ortaya çıkmış mimarilerdir. Hiper bütünleşik mimariler, server, storage, network, donanım ve yazılımı birbirine entegre halinde ve uyumsuzlukların en aza indirgenmiş halinin, tek bir arayüz üzerinden yönetilmesini sağlamaktadır. Hiper bütünleşik bir sistem, tam entegre bir donanım cihazı olabilir veya x86 sunucularına kurulabilen bağımsız bir yazılım olarak (VMware vSAN, Proxmox vs.) da satın alınabilir. İşletme sahipleri, hiper bütünleşik teknolojinin tüm özelliklerini her iki çözüm türünden de faydalanabilirler. Hiper Bütünleşik Mimarinin Faydaları Veri merkezi konsolidasyonu Donanım sunucularını, depolama dizilerini ve ağ anahtarlarını, yönetimi kolay, yüksek düzeyde ölçeklenebilir ve uygun maliyetli tek bir çözümle değiştirin. Esneklik Yatayda ve dikeyde altyapınızı genişletme imkanları ile mevcut ihtiyaçlarınızı dahilinde ölçeklenerek ve gelişerek günümüzün dinamik dijital dünyasına ayak uydurun. Basitlik Sanal NAS, SAN ve S3 nesne depolama provizyonunu, depolama kullanımını basitleştirin ve depolama altyapısını etkin bir şekilde kontrol edin. Maliyet etkinliği Veri merkezi iyileştirmesi ve geleneksel donanım altyapısını edinmenin ve sürdürmenin maliyet etkilerini azaltın. Hiper yakınsanmış teknolojiyle daha iyi TCO ve yatırım getirisi elde edin. Çeviklik Hızla depolama sağlayın, iş yüklerini hızlandırın ve MySQL, NoSQL ve diğer ilişkisel veritabanları gibi görev açısından kritik uygulamaların performansını hızlandırın. Veri Koruması Kendi belirleyeceğiniz politikalar çerçevesinde, sunucu bazlı veri koruma politikaları oluşturarak, felaket anlarına hazırlıklı olabilirsiniz. --- # Günümüzdeki Kablosuz Ağ İhtiyacı: WiFi 6 URL: /bulten/wifi-6 Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-17 Özet: WiFi 6 teknolojisinin avantajları hakkında detaylı bilgi. WiFi 5'ten farkları, QAM teknolojisi ve gelişmiş kapsama alanı özellikleri. Günümüzde tüm cihazlarda wireless ihtiyacı artık zorunlu hale gelmeye başladı ve bu ihtiyaçla birlikte bulunulan lokasyondaki wireless ağ adedi artmaya başladı. Eskiden modemlerde wireless opsiyonu yokken, şuan wireless özelliği bulunmayan modem neredeyse yok gibi. Bunun yanında akıllı telefonlar, wireless çalışan kameralar, kurumsal lokasyonlardaki wireless hareketli cihazlar ve sensörler wireless ağ ihtiyacı gerektiren cihazlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra artan cihaz sayısı ile birlikte gelişen multimedya teknolojileri ile aynı zamanda geniş bant ihtiyacı da gerekmekte. Geniş bant, düşük gecikme, fazla kanal sayısı ve daha az güç tüketimi sebebiyle artık wifi 6 standardı yaygınlaşmaya başladı. WiFi 5 standardında çoklu iletişimde paketler sırayla istemcilere iletilerek sıraya sokuluyordu. Bu sıralayarak gönderme işlemi paketlerde kısmen gecikmeye sebebiyet veriyordu. Ancak WiFi 6 teknolojisinde, farklı paketler aynı anda istemcilere iletilerek gecikmeler azaltılarak bir transmisyon periyodunda tüm paketler iletilmeye başlandı. Daha gelişmiş QAM teknolojisi, genişleyen kapsama alanı ve birçok teknik bilgiyi paylaşmaya devam edeceğiz. WiFi 6 için hazır mısınız? Detaylı bilgi için bizlere ulaşarak sorularınızı sorabilir, demo ve PoC ortamlarında yapıyı görebilirsiniz. info@datnes.com --- # OSI Model & TCP/IP Model URL: /bulten/osi-model-tcp-ip-model Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2022-11-16 Özet: OSI Modeli'nin 7 katmanı ve TCP/IP Modeli'nin 4 katmanı hakkında bilgi edinin; ağ iletişimindeki işlevleri ve bu iki temel ağ mimarisi arasındaki farkları öğrenin. OSI Model Katmanları OSI Modeli herhangi bir donanım ya da bilgisayar ağı tipine göre değişiklik göstermez. Standart tektir ve değişmeden uygulanır. ISO standardı yedi katmana ayrıldığı gibi bu yedi katman aşağıdaki gibi belirtilmiştir. Gerek ağ içinde gerekse de ağ dışında veri iletimi için verinin mutlaka her katmandan belirlenen kurallar dahilinde geçmesi gerekir. Geçtiği her katmanda da veriye belli görevler yüklenir. Veri gönderilirken her katmanda ayrı bir başlık alır. Veri karşıdaki bilgisayara ulaştığında da donanım katmanından (fiziksel katman) uygulama katmanına doğru bu başlıklara göre gider. En son uygulama katmanına ulaştığında veri karşı bilgisayara ulaşmış olacaktır. 1. Fiziksel Katman Veri bağlantısının elektrik sinyalleri olarak iletildiği katmandır. Networke nasıl bağlıyız sorusunun cevabı bu katmanda belirlenir. Fiziksel katman, gerçek NIC ve Ethernet kablosudur. Bir cihaz ile bu cihaza bağlı olan aktarım aracı (fiber, bakır, radyo sinyali gibi) ilişkiyi tanımlamaktadır. Aynı zamanda simplex, half duplex, full gibi bu aktarım modlarını da açıklar. Bitlerin çözümlenmesi bu katman üzerinde gerçekleşir. Çözülen bitler de dijital veyahut analog sinyaller halinde gönderilmesi sağlanır. Genel olarak bu katmanda ham veri işlenir. Verinin türü veyahut hedefi gibi hiçbir bilgiye bakılmaz. 2. Veri Bağlantısı Katmanı Uç noktalar arası veri transferinin sağlandığı veri bağlantısı katmanı olarak tanımlanır. Kablolu veya kablosuz ethernet kartımızın MAC adresini aldığımız ve ARP protokolünün çalıştığı katman olarak bilinir. Fiziksel katmanda meydana gelebilecek hataları tespit eder ve bu hataların mümkün olduğunca düzeltildiği katmandır. Bu katman üzerinde fiziksel olarak bağlı iki cihaz arasında bağlantı kurmayı ve bu bağlantıyı sonlandırmayı sağlayan protokolü tanımlanmıştır. 3. Ağ Katmanı Ağ katmanı veri paketinin bir ağ düğümünden başka bir ağ düğümüne aktarımını sağlar. Bu katmanda veriler paket olarak taşınmaya başlar. Bu katman sayesinde verinin router aracılığıyla yönlendirmesi sağlanır. Switching ve routing cihazları bu katmanda çalışmaktadır. Ağ katmanı veri paketine farklı bir ağa gönderilmesi gerektiğinde yönlendiricilerin kullanacağı bilginin eklendiği durumları kapsar. Ağ katmanı IP adresinin cihazlara tanımlandığı katmandır. Aynı zamanda karşı sistemin IP adresinin belirlendiği katmandır. Bu katmanda harekete geçen bir datanın hedefine ulaşabilmesi için en iyi yol seçimi de yapılmaktadır. Genelde en kısa yol tercih edilir. Bu işleme Routing bu işlemi yapan cihaza ise Router adı verilir. Router en basit tarif ile en iyi yol seçimini yaparak paketin en kısa sürede karşı sisteme ulaşmasını amaçlar. Bu katmanda mantıksal ağ adresini fiziksel makine adresine çevirir. Eğer ağ katmanında çalışan bir düğümden, veri bağlantısı katmanında çalışan bir başka düğüme iletilen verinin boyutu fazla büyükse, ağ veriyi birkaç parçaya ayırır, parçaları ayrı ayrı gönderir ve gönderdiği düğümde bu parçaları tekrar birleştirir. Ağ katmanında veri iletiminin güvenli bir şekilde gerçekleştirileceğinin garantisi verilmez. 4. Taşıma Katmanı Taşıma veya iletim katmanı olarak tanımlanır. Taşıma katmanı, uygulama katmanından aldığı veriyi paket haline getirir. Paketleme, büyük verileri küçük verilere bölme işlemlerinin bütünüdür. Taşıma yani iletim katmanı paketlerin parçalara bölünüp birleştirilmesini ve hata kontrolünün güvenliğinden sorumludur. Paket hata ile karşılaşırsa tekrardan gönderilir. Paketin karşı tarafa gidip gitmediğinin kontrol edildiği katmandır ve port ayrımının yapıldığı, hangi portun hangi uygulamayı dinlediğinin belirlendiği katman olarak bilinir. Taşıma katmanı üst katmanlardan gelen veriyi ağ paketi boyutunda parçalara böler. TCP, UDP, SPX protokolleri bu katmanda çalışır. Bu protokoller hata kontrolü gibi bazı görevleri de yerine getirir. Bu katmanda veriler segment halinde taşınır. Taşıma katmanındaki protokollere örnek olarak TCP ve UDP verilir. Protokolün bağlantı temelli olması sayesinde taşıma katmanı, parçalara bölünerek gönderilmiş olan paketlerin kaybını önlemek için ara bellekleme, tıkanıklıktan kaçınma ve pencereleme metodlarını kullanılır. 5. Oturum Katmanı Oturum katmanı, cihazlar arasındaki bağlantıları kontrol eder. Yereldeki ve uzaktaki bağlantıları kurabilir, yönetebilir veya sonlandırabilir. Oturum katmanı çoğunlukla uzak yordam çağrısını kullanan uygulama ortamlarında kullanılır. Bu katmanda kullanılan servislere SQL, Netbios, NFS örnek olarak verilebilir. Oturum katmanında iki bilgisayardaki bağlantının yapılması, kullanılması ve bitilmesi işlemleri gerçekleştirilir. Bir bilgisayar birden fazla bilgisayarlarla aynı anda iletişim içinde olduğunda, doğru bilgisayarla gerektiği şekilde iletişim kurabilmesi sağlanılır. Bu katmanda sunum katmanına yollanacak veriler farklı oturumlarla birbirinden ayrılarak yapılır. NetBIOS, RPC, Named Pipes ve Sockets gibi protokoller bu katmanda çalışır. 6. Sunum Katmanı Sunum katmanı, uygulama katmanındaki varlıkların arasındaki iletişim ortamını sağlar. Sunum katmanının en önemli görevi yollanan verinin karşı bilgisayar tarafından anlaşılacak şekilde çevrilmesidir. Bu sayede farklı programların birbirlerinin verisini kullanabilmesi mümkün hale getirilir. Sunum katmanı uygulama katmanına verileri yollar daha sonra bu katmanda verinin yapısı, biçimi ile ilgili düzenlemeler yapılır. Verinin formatı belirlenir. Ayrıca verinin şifrelenmesi, açılması, sıkıştırılması da bu katman üzerinde gerçekleştirilir. GIF, JPEG, TIFF, EBCDIC, ASCII bu katmanda çalışır. Sunum katmanı, verileri uygulamaların kabul edeceği hale dönüştürür. Bu katman veriyi biçimlendirip şifreleyerek ağda gönderilmesini sağlar. 7. Uygulama Katmanı Uygulama katmanı bilgisayar uygulaması ile ağ arasında bir arabirim sağlar. Son kullanıcıya en yakın olan katmandır ve kullanıcının önüne gelen verilerle ilgilenir. Yazılımla, uygulamayla etkileşimde bulunur. OSI katmanları arasında diğer katmanlara servis sağlamayan tek katmandır. Bu katman aslında bilgisayar kullanıcıların gereksinimini karşılar. SSH, telnet, FTP, TFTP, SMTP, SNMP, HTTP, DNS protokolleri ve tarayıcılar bu katman üzerinde çalışır. Kaynak kullanılabilirliğine karar verirken, uygulama katmanı ağın yeterli olup olmadığına ya da istenilen bağlantının var olup olmadığına karar vermektedir. Bu katman uygulama ve son kullanıcı işlemlerini destekler. Kullanıcı yetkilendirme ve gizlilik dikkate alınır. TCP/IP Modeli Katmanları 1. Fiziksel Katman TCP/IP modelinde, bu katman OSI Modelindeki 1. ve 2. katmanların yani fiziksel ve veri katmanlarının birleştirilmesi ile oluşur. Bu katmanların tüm işlemleri TCP/IP modelinde birinci katman olarak fiziksel katmanda toplanmıştır. 2. Ağ Katmanı Bu katmanda OSI modelindeki 3. Ağ katmanında olduğu gibi işlemler aynı şekilde yapılır. TCP modelinde bu bölüm ikinci katman olarak nitelendirilir. OSI modelinde ağ katmanında yer aldığı gibi veriler paket olarak taşınmaya başlar. 3. Taşıma Katmanı Taşıma katmanında işlemler OSI modelindeki 4. Taşıma katmanı ile aynı şekilde çalışır. Taşıma katmanı TCP/IP modelinde üçüncü katman olarak nitelendirilir. Taşıma katmanı TCP/IP modelinde de tek başına bir katmandır. Uygulama katmanından aldığı veriyi paket haline getirir. 4. Uygulama Katmanı OSI modelindeki 5. 6. ve 7. katmanları kapsamaktadır. Application olarak bilinen bu katmanda OSI modelinde saymış olduğumuz Oturum, Sunum ve Uygulama katmanları birleştirilerek bu katmanda toplanmıştır. TCP/IP ile OSI arasındaki Farklar Nelerdir? OSI modelinde yedi katman varken, TCP/IP modelinde dört katman kullanılır. TCP/IP haberleşme görevini daha basit alt görevlere böler. Her bir alt görev diğer alt görevler için belirli servislere sunulur. OSI modeli de aynı kavramı kullanır, ancak OSI modelinde her bir katmandaki protokollerin özellikleri ve birbiri ile ilişkileri kesin bir dille tanımlanmıştır. Bu özellik OSI modeli ile çalışmayı daha verimli kılar. TCP/IP ise böyle bir kısıtlama getirmediğinden, gerektiğinde yeni bir protokol mevcut katmanlar arasına rahatlıkla yerleştirilebilir. OSI modelinde gerekmeyen bir katmanın kullanılmaması gibi esnek bir yapıya izin vermez. TCP/IP ise katı kurallarla tanımlı olmadığından gereksinim duyulmayan katmanların kullanılmamasına izin verir. Bilgisayar ağlarında TCP/IP hala kullanılıyorken, OSI Katman modeli artık kullanılmamaktadır. Üst katmanların işlevselliğini tanımlamak için, OSI üç ayrı katman kullanır (uygulama, sunu ve oturum), TCP/IP ise tek katman (uygulama) kullanır. OSI de alt katların işlevselliğini tanımlamak için iki ayrı katman (Fiziksel ve Veri bağlantısı) kullanırken, TCP/IP de bunun için tek bir katman (Bağlantı) kullanır. Yönlendirme protokollerini ve standartlarını tanımlamak için, OSI Ağ katmanını kullanırken, TCP/IP İnternet katmanını kullanır. TCP/IP modeline kıyasla, OSI modeli iyi belgelenmiştir ve standartları ve protokolleri daha ayrıntılı olarak açıklamaktadır. OSI modeline göre katmanların bazıları TCP/IP modelinde birleştirilerek kolaylık sağlanır. TCP/IP haberleşmeyi daha basit hale getirir. OSI modelindeki oturum, sunum ve uygulama katmanına karşılık TCP/IP sadece uygulama katmanını kullanır. TCP/IP modeli UDP bağlantıları kullandığı zaman, iletim katmanında güvenililik kontrolü yapmaz. OSI modelinde ise bu güvenlik işlemi daima yapılır. --- # Intent-Based Networking — Cisco DNA URL: /bulten/cisco-dna-2 Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-17 Özet: Intent-Based Networking ve Cisco DNA Center hakkında bilgi edinin: kurumsal ağ yönetimi için 4 temel çalışma prensibiyle akıllı bir ağ otomasyon platformu. Intent-Based Networking, Amaç Tabanlı Ağ İletişimi, ağ kullanılabilirliğini arttırabilmeyi ve ağları planlamayı ve işleme koymaya yarayan bir ağ yazılımıdır. Intent-Based Networking temelinde 4 işlevi bulunmakla beraber başta Cisco tarafından duyurulmuştur. Intent-Based Networking ağ otomasyonunu ve aksiyonların uygulanmadan önce uygun yapılandırma ayarlarının yapılabilmesi adına Makine öğrenimi ve Ağ düzenleme sistemlerine de sahiptir. Bu sayede Ağ içerisindeki karmaşıklık azaltılmış ve yönetim kolaylaşmış olacaktır. IBN'ler kuralları dizi halindeki komutlarla alır ve kuralları değerlendirerek en uygun zamanda en uygun konfigürasyonla sisteme işlemek ve düzenlemekle yükümlüdür. IBN'lerin temelde 4 çalışma prensibi bulunmaktadır: Tanımlama ve Doğrulama Uygulama Ağ Durumu Dinamik İyileştirme Cisco bu yapı altında DNA Center uygulamasını kullanmaya sunmuş ve mevcut ürün gamları ile entegre çalışacak şekilde uyarlamıştır. Cisco DNA Center, network altyapısından topladığı bilgileri diğer platformlar ile paylaşarak yapıyı otomasyon ile birlikte yönetmeye başlar. Oluşan herhangi bir sorunda algoritmaları sayesinde çözüm üretme mekanizmasından yararlanarak sorunu çözmeye çalışır, ve çözüm üretemediği noktada network admin'i bilgilendirerek rapor sunmaktadır. Detaylı bilgi için bizlere ulaşarak sorularınızı sorabilir, demo ve PoC ortamlarında yapıyı görebilirsiniz. info@datnes.com --- # 802.1X Ağ Erişim Denetimi ve Cisco ISE — Identity Services Engine URL: /bulten/cisco-ise Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-17 Özet: 802.1X ağ erişim denetimi ve Cisco ISE — Identity Services Engine hakkında bilgi: kurumsal ağlarda cihaz kimlik doğrulama, yetkilendirme ve tehdit önleme. 802.1x LAN bağlantılarında cihazların erişim denetimi yapılarak ağa dahil olmasına ve yetkilendirilmesine olanak sağlayan bir standarttır. Kablolu ve kablosuz ortamlarda uygulanabilir. IEEE standardı olan 802.1x veya dot1x'i geçmiş makalelerimizde anlatmıştık. Bu makalede Cisco'nun özellikle bu alanda hizmet verdiği ISE — Identity Services Engine üzerinde duracağız. Cisco ISE, kimlik doğrulama sunucusu rolünde olup, cihazları veya kullanıcıları doğrulamak ve yetkilendirmek üzere kullanılmaktadır. Cisco ISE, Active Directory, LDAP gibi dizinler ile direkt bağlantı kurabildiği için kullanıcı ortamlarında bu tarz ortak yönetim dizinleri kullanılıyorsa kolayca entegrasyonu sağlanabilir. Sadece LAN içerisindeki kablolu ve kablosuz cihazları doğrulamak dışında Cisco ISE, cihaz yönetimi (TACACS+), VPN kullanıcıları doğrulama ve yetkilendirme (pxGrid) yapabilir, herhangi bir anomali durumunda CoA desteği ile portu hemen kapatarak karantinaya ilgili cihazı veya kullanıcıyı alarak tehditlerin ağa erişmesini ilk anda kesmektedir. Detaylı bilgi için bizlere ulaşarak sorularınızı sorabilir, demo ve PoC ortamlarında yapıyı görebilirsiniz. info@datnes.com --- # Two-Factor Authentication ve Önemleri URL: /bulten/two-factor-authentication-ve-onemleri Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-09 Özet: İki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) nedir ve nasıl çalışır? Parola güvenliğini artıran çoklu kimlik doğrulama yöntemleri hakkında bilgi edinin. Günümüzde parolaların çok önemli hale gelmesiyle birlikte birçok yerde kullanıcı adı, mail hesabı ve parolalı doğrulamalar kullanılmaktadır. Çoğu kişi tek bir parola belirleyerek kolay olması amacıyla tüm hesaplarında tek parola kullanmaktadır. Ancak bu durum çok önemli bir güvenlik zafiyetini beraberinde getirmektedir. Kolay tahmin edilebilinir, kişiye özel doğum tarihi vb. gibi parolalar ile birlikte hesaplara erişmek çok kolay hale gelmiştir. Özellikle zararlı bir yazılım barındıran cihazdan yapılan parola girişleri çok kolay şekilde tespit edilebilinir. Two-Factor Authentication (2FA), çoklu kimlik doğrulama yöntemi ile birlikte ikinci, üçüncü bir doğrulama ile birlikte hesaba erişim daha güvenli hale getirilmektedir. Bir kullanıcı, hesabına erişmek istediğinde, kullanıcı kimliğini doğrulamak için en az iki veya daha fazla türde doğrulamayı gerekli kılan, araya ekstra bir güvenlik adımı ekleyerek hesap güvenliğini artıran bir sistemdir. Two-Factor Authentication Nasıl Çalışır? Bu güvenlik sistemi "bilinen + sahip olunan" ilkesine dayanıyor. Burada "bilinen" sizin şifreniz ve "sahip olunan" da mobil telefonunuz veya fiziksel kimlik doğrulama cihazınız. Sistem doğrulanmamış bir cihaz tarafından giriş yapıldığını algıladığında, bildiğiniz şifrenizin giriş yapılmasının ardından sahip olduğunuz varlığın ürettiği şifre ile eşleştirip sizin doğru kişi olduğunuzu anlayıp giriş izni veriyor. Eskiden hard token yardımıyla yapılan bu işlemler artık mobil telefon aracılığıyla kolayca yapılabiliniyor. Hard token'a örnek vermek gerekirse "Gemalto", mobil telefonlarda kullanılan soft token'a örnek vermek gerekirse de "Google Authenticator" söylenebilir. --- # Sıfır Güven (Zero Trust) ve ZTNA ile Güvenli Erişim URL: /bulten/zero-trust-ztna-guvenli-erisim Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-02 Özet: Sıfır Güven (Zero Trust) mimarisi, ZTNA, MFA, PAM ve IAM ile modern kurumsal güvenli erişimin temelleri ve VPN'den farkları. Uzaktan çalışma, bulut uygulamaları ve mobil cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte klasik "iç ağ güvenli, dış ağ tehlikeli" yaklaşımı geçerliliğini tamamen yitirdi. Çalışanlar evden, ortak ofislerden veya sahadan bağlanıyor; uygulamalar şirket veri merkezi yerine bulutta çalışıyor; iş ortakları ve tedarikçiler kurumsal kaynaklara erişiyor. Bu tabloda korunması gereken net bir "çevre" (perimeter) kalmadı. Güvenlik artık ağ sınırına değil, kimlik ve bağlama dayanmak zorunda. Sıfır Güven Nedir? Sıfır Güven (Zero Trust), "asla güvenme, daima doğrula" ilkesine dayanan bir güvenlik mimarisidir. Hiçbir kullanıcı, cihaz veya uygulama yalnızca ağ içinde olduğu için otomatik olarak güvenilir kabul edilmez. Her erişim talebi; kullanıcının kimliği, cihazın sağlık durumu, konum, saat ve risk skoru gibi sinyaller değerlendirilerek yeniden doğrulanır. Doğrulama tek seferlik değil, oturum boyunca süreklidir; risk arttığında erişim anında kısıtlanabilir. Bu yaklaşım üç temel ilke üzerine kuruludur: açıkça doğrula (mevcut tüm sinyalleri kullanarak kimlik ve yetki kontrolü), en az ayrıcalık (kullanıcıya yalnızca ihtiyaç duyduğu kadar erişim) ve ihlali varsay (her an bir ihlal olabileceğini kabul ederek segmentasyon ve izleme). Neden Geleneksel VPN Yetersiz Kalıyor? Geleneksel VPN modeli, bir kullanıcı bir kez doğrulandığında ona tüm kurumsal ağa geniş bir erişim verir. Bu, saldırgan tek bir kullanıcının kimlik bilgisini ele geçirdiğinde, ağ içinde serbestçe yatay hareket (lateral movement) edebilmesi anlamına gelir. Fidye yazılımı saldırılarının büyük bölümü tam da bu "düz ağ" yapısından beslenir: bir uç noktadan giren saldırgan, dakikalar içinde sunuculara ulaşır. ZTNA: Uygulama Bazlı, Görünmez Erişim ZTNA (Zero Trust Network Access), kullanıcıyı ağa değil, yalnızca yetkili olduğu belirli uygulamaya bağlar. Uygulamalar internete açık değildir; doğrudan taranamaz veya keşfedilemez. Yalnızca kimliği ve cihazı doğrulanmış bir oturum için görünür hale gelir. Böylece saldırı yüzeyi dramatik biçimde küçülür ve yatay hareket riski büyük ölçüde ortadan kalkar. ZTNA, kullanıcı deneyimini de iyileştirir: bağlantı uygulama bazlı olduğu için daha hızlı ve sorunsuzdur. Bütüncül Erişim Güvenliği Katmanları Sıfır Güven tek bir ürün değil, birbirini tamamlayan katmanların bütünüdür: MFA (Çok Faktörlü Kimlik Doğrulama): Parola hırsızlığına karşı ilk ve en etkili savunma. Bilinen (parola) + sahip olunan (telefon/anahtar) ilkesiyle çalışır. IAM (Kimlik ve Erişim Yönetimi): Kim hangi kaynağa erişebilir sorusunu merkezi politikalarla yönetir; işe alım/ayrılış süreçlerinde erişimleri otomatikleştirir. PAM (Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi): Yönetici (admin) hesaplarını izler, oturumları kaydeder ve ayrıcalıkları sınırlar — çünkü en değerli hedef bu hesaplardır. ZTNA: Uygulama düzeyinde, en az ayrıcalık ilkeli güvenli erişim. Geçiş Nasıl Planlanmalı? Sıfır Güven'e geçiş bir gecede olmaz; aşamalı ilerleyen bir yolculuktur. Önce kritik uygulamalar ve ayrıcalıklı hesaplar belirlenir, ardından kimlik altyapısı (IAM + MFA) güçlendirilir, sonra ZTNA ile uzaktan erişim modernize edilir ve son olarak ağ segmentasyonu ile mikro-segmentasyon uygulanır. Her adımda görünürlük ve izleme şarttır; çünkü doğrulanan her erişim aynı zamanda denetlenebilir bir kayıt bırakmalıdır. Cihaz Sağlığı ve Koşullu Erişim Sıfır Güven'in en güçlü yanlarından biri, erişim kararını yalnızca kimliğe değil, bağlama da dayandırmasıdır. Koşullu erişim (conditional access) politikaları sayesinde; cihazın kurumsal yönetime kayıtlı olup olmadığı, güncel bir işletim sistemi çalıştırıp çalıştırmadığı, disk şifrelemesinin açık olup olmadığı ve antivirüs durumunun sağlıklı olup olmadığı gibi sinyaller değerlendirilir. Sağlıksız bir cihazdan gelen talep reddedilebilir, sınırlandırılabilir veya ek doğrulamaya tabi tutulabilir. Benzer şekilde konum ve davranış da hesaba katılır: olağandışı bir ülkeden, alışılmadık bir saatte veya kısa sürede iki farklı coğrafyadan gelen oturum açma denemeleri risk skorunu yükseltir ve otomatik olarak ek güvenlik adımlarını tetikler. Böylece kullanıcı deneyimi düşük riskli durumlarda akıcı kalırken, riskli durumlarda güvenlik devreye girer. Sıfır Güven Hakkında Yaygın Yanlış Anlamalar İlk yanlış anlama, Sıfır Güven'in "tek bir ürün satın alıp kurmak" olduğudur. Oysa Sıfır Güven bir ürün değil, bir mimari ve stratejidir; kimlik, cihaz, ağ, uygulama ve veri katmanlarını kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır. İkinci yanlış anlama, geçişin mevcut sistemleri tamamen değiştirmeyi gerektirdiğidir; gerçekte mevcut yatırımların üzerine aşamalı olarak inşa edilebilir. Üçüncü ve belki en yaygın yanlış anlama ise Sıfır Güven'in kullanıcıyı yavaşlatacağı korkusudur. Doğru kurgulandığında tam tersi olur: tek oturum açma (SSO), akıllı koşullu erişim ve uygulama bazlı bağlantı sayesinde kullanıcılar daha az engelle, daha hızlı çalışır. Güvenlik ve kullanılabilirlik, modern mimaride birbirinin rakibi değil tamamlayıcısıdır. Adım Adım Bir Sıfır Güven Yol Haritası Sıfır Güven'e geçiş, kurumun olgunluk düzeyine göre planlanan aşamalı bir programdır. İlk aşamada görünürlük ve envanter çıkarılır: hangi kullanıcılar, hangi cihazlar ve hangi uygulamalar mevcut? Kimin neye eriştiği haritalanmadan politika yazmak mümkün değildir. İkinci aşamada kimlik temeli güçlendirilir; tek oturum açma (SSO) ve çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) tüm kritik uygulamalarda zorunlu hale getirilir. Üçüncü aşamada ayrıcalıklı hesaplar PAM ile koruma altına alınır; çünkü saldırganların asıl hedefi bu hesaplardır. Dördüncü aşamada uzaktan erişim VPN'den ZTNA'ya taşınır ve uygulamalar internete kapatılır. Beşinci ve sürekli aşamada ise mikro-segmentasyon, sürekli izleme ve risk temelli koşullu erişim devreye alınır. Her adım ölçülebilir bir güvenlik kazanımı sağlar; bu yüzden program "ya hep ya hiç" değil, değer üreten artımlarla ilerler. Ölçülebilir Faydalar Doğru uygulanan bir Sıfır Güven programı somut sonuçlar üretir: kimlik bilgisi hırsızlığına bağlı ihlallerde belirgin azalma, fidye yazılımının yayılma yüzeyinin daralması, denetim ve uyum süreçlerinin kolaylaşması ve uzaktan çalışan ekipler için daha güvenli, daha hızlı erişim. Bunların hepsi, hem güvenlik ekibinin yükünü azaltır hem de iş birimlerinin çevikliğini artırır. Sıfır Güven, kısacası yalnızca bir savunma değil; aynı zamanda dijital iş yapış biçimini güvenle hızlandıran bir kolaylaştırıcıdır. Sektörel Uygulama Örnekleri Sıfır Güven, sektörden sektöre farklı önceliklerle hayata geçer. Finans sektöründe ayrıcalıklı erişim yönetimi ve işlem bazlı doğrulama öne çıkarken; sağlıkta hasta verisine erişimin rol ve bağlam temelli sınırlandırılması kritiktir. Üretimde ise OT ağlarına erişimin sıkı kontrolü ve tedarikçi bağlantılarının izolasyonu önceliklidir. Kamu kurumlarında KVKK uyumu ve vatandaş verisinin korunması, Sıfır Güven yatırımlarının ana sürükleyicisidir. Ortak nokta her durumda aynıdır: erişim, kimliğe ve bağlama dayalı, sürekli doğrulanan ve en az ayrıcalık ilkesine göre verilen bir ayrıcalıktır — varsayılan bir hak değil. Bu nedenle Sıfır Güven projeleri "tek beden" çözümlerle değil, kurumun sektörel risk profiline ve mevcut altyapısına göre tasarlanır. Doğru başlangıç noktasını seçmek, hızlı değer üretmenin anahtarıdır. Datnes Bilişim olarak Güvenli Erişim Çözümleri ve Siber Güvenlik Çözümleri kapsamında, kurumunuza özel bir Sıfır Güven yol haritasını uçtan uca hayata geçiriyoruz. --- # SOC ve XDR ile 7/24 Tehdit Tespiti ve Yanıt URL: /bulten/soc-xdr-tehdit-yonetimi Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-06 Özet: SOC (Güvenlik Operasyon Merkezi) ve XDR ile 7/24 tehdit izleme, korelasyon, olay müdahalesi ve uç nokta güvenliği nasıl çalışır? Modern siber saldırılar tek bir noktayı değil; uç noktayı, e-postayı, kimliği, ağı ve bulutu aynı anda hedef alan çok aşamalı operasyonlardır. Tek tek ürünlerden gelen alarmlar bağımsız incelendiğinde, gerçek saldırı senaryosu parçalara bölünür ve gözden kaçar. Bu noktada iki kavram öne çıkar: süreç olarak SOC ve teknoloji olarak XDR . SOC: Kesintisiz Gözetim ve Operasyon Güvenlik Operasyon Merkezi (SOC), kurumun tüm güvenlik olaylarını 7/24 izleyen, analiz eden ve müdahale eden insan + süreç + teknoloji bütünüdür. Amaç, bir saldırıyı henüz hasar oluşmadan tespit edip durdurmaktır. Olgun bir SOC'un temel performans göstergeleri; ortalama tespit süresi (MTTD) ve ortalama müdahale süresidir (MTTR). Bu süreler ne kadar kısaysa, saldırganın hareket alanı o kadar daralır. SOC üç katmanlı bir analist yapısıyla çalışır: birinci seviye (L1) alarmları triyaj eder, ikinci seviye (L2) derinlemesine analiz yapar, üçüncü seviye (L3) ise tehdit avcılığı ve adli inceleme yürütür. Bu yapı, gürültüyü filtreleyip gerçek tehditlere odaklanmayı sağlar. XDR: Korelasyonun Gücü Geleneksel yaklaşımda her güvenlik ürünü kendi alarmını üretir; SIEM bunları toplar ama analist binlerce uyarı arasında boğulur. XDR (Extended Detection and Response) ise uç nokta, ağ, kimlik, e-posta ve bulut sinyallerini tek bir platformda otomatik olarak ilişkilendirir . Tek başına anlamsız görünen olaylar birleştirildiğinde, çok aşamalı bir saldırı zinciri (kill chain) ortaya çıkar. Örneğin: bir kullanıcıya gelen oltalama e-postası, ardından şüpheli bir oturum açma, sonra bir uç noktada olağandışı bir PowerShell komutu ve nihayet sunucuya doğru bir bağlantı denemesi — bunların her biri ayrı ayrı düşük öncelikli görünür. XDR bunları tek bir olaya bağlar ve yüksek öncelikli, eyleme dönük bir tehdit olarak sunar. Uçtan Uca Yanıt (Response) Tespit kadar önemli olan, hızlı ve doğru yanıttır. Modern bir SOC/XDR yapısı şu yetenekleri sunar: Şüpheli uç noktayı otomatik karantinaya alma ve oturumları sonlandırma Tehdit avcılığı (threat hunting) ile henüz alarm üretmemiş gizli tehditleri proaktif arama Tanımlı olay müdahale prosedürleri (playbook) ile tutarlı, hızlı aksiyon Adli analiz (forensics) ile saldırının kök nedenini ve etkisini belirleme İnsan, Süreç ve Teknolojinin Birlikteliği En iyi teknoloji bile doğru süreç ve uzman ekip olmadan eksik kalır. Güvenlik; düzenli raporlama, tehdit istihbaratının beslenmesi, kuralların sürekli iyileştirilmesi ve tatbikatlarla canlı tutulması gereken bir döngüdür. Uyum gereksinimleri (ISO 27001, KVKK, BDDK) de bu sürecin ayrılmaz parçasıdır. SIEM ile XDR Arasındaki Fark Birçok kurum yıllardır SIEM (Güvenlik Bilgi ve Olay Yönetimi) kullanır. SIEM, farklı kaynaklardan gelen logları toplar ve kurallara göre alarm üretir; güçlüdür ancak doğru çalışması için yoğun kural yazımı, ince ayar ve uzmanlık gerektirir. Yanlış yapılandırıldığında binlerce yanlış pozitif üretir ve analistleri yorar. XDR ise loglardan ziyade ürünler arası telemetriyi ve davranışsal analizi temel alır; korelasyonu büyük ölçüde otomatikleştirir. Pratikte SIEM ve XDR birbirini tamamlar: XDR tespit ve yanıtı hızlandırırken, SIEM geniş log saklama ve uyum gereksinimlerini karşılar. Tehdit İstihbaratı ve SOAR Otomasyonu Etkili bir SOC, dış dünyadan beslenmelidir. Tehdit istihbaratı (threat intelligence); bilinen zararlı IP'ler, alan adları, zararlı yazılım imzaları ve saldırgan taktikleri hakkında güncel bilgi sağlar. Bu istihbarat XDR ile birleştiğinde, henüz kuruma ulaşmamış tehditler önceden engellenebilir. SOAR (Security Orchestration, Automation and Response) ise tekrarlayan müdahale adımlarını otomatikleştirir: bir oltalama e-postası tespit edildiğinde, ilgili tüm kullanıcılardan otomatik silme, gönderen adresini engelleme ve olay kaydı açma saniyeler içinde yapılır. Kurumunuzun SOC'a İhtiyacı Var mı? Cevap büyük ölçüde "evet" yönünde, çünkü saldırılar artık yalnızca büyük şirketleri değil, her ölçekten kurumu hedefliyor. Ancak kendi 7/24 SOC'unuzu kurmak; nitelikli analist bulma, vardiya yönetimi ve sürekli eğitim açısından ciddi maliyet gerektirir. Bu noktada yönetilen SOC (SOC-as-a-Service) modeli öne çıkar: uzman bir ekip ve olgun teknoloji altyapısı, kendi ekibinizi kurmanın maliyetinin çok altında, SLA güvenceli bir hizmet olarak sunulur. SOC Olgunluk Seviyeleri Her SOC aynı değildir; olgunluk bir yolculuktur. Başlangıç seviyesinde temel log toplama ve manuel inceleme vardır. Gelişen seviyede korelasyon, tanımlı müdahale prosedürleri (playbook) ve düzenli raporlama devreye girer. Olgun seviyede ise proaktif tehdit avcılığı, otomasyon (SOAR), tehdit istihbaratı entegrasyonu ve sürekli iyileştirme döngüsü işler. Kurumlar bu basamakları sırayla tırmanır; her basamak, tespit ve müdahale sürelerini (MTTD/MTTR) kısaltarak ölçülebilir değer üretir. Olgunluğu yükselten en kritik unsur, geri bildirim döngüsüdür: her gerçek olaydan ve her tatbikattan çıkarılan dersler, kuralların ve playbook'ların iyileştirilmesine yansır. Böylece SOC, statik bir kurulum değil; tehdit ortamıyla birlikte evrilen canlı bir yapı haline gelir. Yapay Zeka Destekli Analiz ve İnsan Dengesi Modern XDR platformları, makine öğrenimi ile davranışsal anomalileri tespit eder ve analistlerin önüne yalnızca yüksek olasılıklı, önceliklendirilmiş olayları getirir. Bu, alarm yorgunluğunu azaltır ve uzmanların değerli zamanını gerçek tehditlere ayırmasını sağlar. Ancak yapay zeka tek başına yeterli değildir; bağlamı yorumlayan, kararı veren ve saldırganın niyetini anlayan insan uzman vazgeçilmezdir. En etkili güvenlik, otomasyonun hız ve ölçeğini insan sezgisi ve deneyimiyle birleştirir. Datnes Bilişim'in yönetilen SOC modeli tam da bu dengeyi kurar: olgun teknoloji, uzman ekip ve SLA güvenceli süreç. Uyum, Raporlama ve Yönetim Görünürlüğü Bir SOC'un değeri yalnızca teknik tespitle sınırlı değildir; aynı zamanda yönetime ve düzenleyicilere güven veren bir görünürlük sağlar. ISO 27001, KVKK ve BDDK gibi çerçeveler, güvenlik olaylarının kaydını, müdahale sürelerini ve düzeltici aksiyonları belgelemeyi gerektirir. Olgun bir SOC, bu kayıtları otomatik üretir; böylece denetimler bir kâbus değil, rutin bir raporlama egzersizi haline gelir. Düzenli yönetim raporları; tespit edilen tehdit sayısını, ortalama müdahale sürelerini, en sık karşılaşılan saldırı türlerini ve iyileştirme alanlarını sade bir dille sunar. Bu, güvenlik yatırımının somut karşılığını gösterir ve bütçe kararlarını veriyle destekler. Güvenlik, görünür olduğunda yönetilebilir; yönetilebildiğinde ise iyileştirilebilir. Unutulmaması gereken bir nokta da maliyet etkinliğidir: erken tespit, bir ihlalin yol açacağı kesinti, veri kaybı ve itibar hasarının maliyetini büyük ölçüde azaltır. Bu nedenle SOC ve XDR yatırımı, bir gider kalemi değil; iş sürekliliğini koruyan bir sigortadır. Datnes Bilişim; Siber Güvenlik Çözümleri ve Yönetilen Hizmetler ile SOC ve XDR süreçlerinizi 7/24 kurar, yönetir ve sürekli iyileştirir. --- # Bulut Maliyetlerini FinOps ile Kontrol Altına Almak URL: /bulten/bulut-maliyet-optimizasyonu-finops Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-10 Özet: FinOps ile bulut maliyet görünürlüğü, kaynak optimizasyonu, rezervasyon/savings plan ve israfın önlenmesi. Azure ve AWS için pratik öneriler. Bulut bilişim, ihtiyaç anında ölçeklenme özgürlüğü ve operasyonel çeviklik sunar. Ancak bu esneklik, doğru yönetilmediğinde ay sonunda sürpriz ve sürekli büyüyen faturalara dönüşebilir. Geleneksel BT'de donanım bir kez satın alınır; bulutta ise her dakika harcama üretir. İşte tam bu noktada FinOps devreye girer. FinOps Nedir? FinOps (Cloud Financial Operations), bulut harcamalarını finans, mühendislik ve iş birimlerinin ortak sorumluluğu haline getiren bir kültür ve uygulama disiplinidir. Amaç maliyeti kısmak değil; harcanan her liranın iş değerine dönüşmesini sağlamaktır. FinOps üç fazlı bir döngüyle çalışır: Bilgilen (Inform) , Optimize Et (Optimize) ve İşlet (Operate) . 1. Bilgilen: Önce Görünürlük Optimize edilemeyen şey ölçülemez. FinOps'un ilk adımı; her ekibin, projenin ve servisin ne kadar harcadığını şeffaf biçimde görebilmesidir. Bu, tutarlı bir etiketleme (tagging) stratejisi ve maliyet panoları gerektirir. Hangi uygulama, hangi ortam (prod/test) ne kadar tüketiyor? Bu soruların yanıtı net olmadan tasarruf da olmaz; çünkü sahiplik olmadan sorumluluk oluşmaz. 2. Optimize Et: İsrafı Azaltan Kazanımlar Görünürlük sağlandıktan sonra somut optimizasyonlar devreye girer: Atıl kaynak temizliği: Kullanılmayan diskler, boştaki IP'ler, durdurulmuş ama faturalanan kaynaklar tespit edilip kaldırılır. Doğru boyutlandırma (rightsizing): Aşırı büyük seçilmiş sunucular, gerçek kullanım verisine göre küçültülür. Rezervasyon ve Savings Plan: Öngörülebilir, sürekli çalışan iş yükleri için taahhütlü fiyatlandırma ile %40-70'e varan indirim sağlanır. Otomatik kapatma: Geliştirme/test ortamları mesai dışında ve hafta sonu otomatik durdurularak gereksiz harcama önlenir. Mimari verimlilik: Serverless, otomatik ölçeklendirme ve uygun depolama katmanlarıyla yapısal tasarruf. 3. İşlet: Sürekli Bir Disiplin FinOps tek seferlik bir proje değildir; sürekli tekrarlayan bir döngüdür. Bulut ortamı her gün değişir; yeni kaynaklar açılır, iş yükleri dalgalanır. Bu yüzden maliyet anomalilerini yakalayan uyarılar, düzenli optimizasyon gözden geçirmeleri ve bütçe/öngörü (forecasting) süreçleri kurulmalıdır. Maliyet bilinci, sadece finans ekibinin değil, kaynak açan her mühendisin günlük kararına yansımalıdır. Yaygın Bulut Maliyet Tuzakları Bulut faturalarının kontrolden çıkmasının arkasında genellikle aynı tekrarlayan hatalar yatar. Birincisi, geliştirme ve test ortamlarının 7/24 açık bırakılmasıdır; oysa bu ortamlar günün yalnızca üçte birinde kullanılır. İkincisi, projeler kapandıktan sonra unutulan kaynaklardır: boştaki yük dengeleyiciler, bağlı olmayan diskler ve eski anlık görüntüler (snapshot) sessizce fatura üretmeye devam eder. Üçüncüsü, veri transfer (egress) maliyetlerinin göz ardı edilmesidir; bölgeler ve servisler arası veri hareketi beklenmedik kalemler oluşturabilir. Birim Ekonomisi ve KPI'lar Olgun FinOps yalnızca toplam faturaya değil, birim ekonomisine bakar: bir müşteri başına, bir işlem başına veya bir özellik başına bulut maliyeti nedir? Bu metrikler, büyürken maliyetin verimli ölçeklenip ölçeklenmediğini gösterir. Maliyet, yalnızca gider olarak değil, gelirle ilişkilendirilen bir değer olarak değerlendirilir. Düzenli takip edilen birkaç anahtar gösterge (kullanım oranı, taahhüt kapsamı, israf yüzdesi), kararları sezgiden veriye taşır. Çoklu Bulut ve Kültür Değişimi Birden fazla bulut sağlayıcısı (Azure, AWS) kullanan kurumlarda maliyet yönetimi daha da karmaşıklaşır; her sağlayıcının kendi fiyatlandırma modeli ve araçları vardır. Bütünleşik bir görünüm olmadan optimizasyon parçalı kalır. Ancak en büyük kaldıraç teknoloji değil kültürdür : maliyet bilinci, kaynak açan her mühendisin günlük kararına yerleştiğinde kalıcı tasarruf sağlanır. FinOps, finans ile mühendisliği ortak bir dilde buluşturarak bu kültürü kurumsallaştırır. Uygulamaya Geçiş: İlk 90 Gün FinOps'a başlamak için büyük bir dönüşüm projesi beklemeye gerek yoktur; ilk 90 günde somut adımlar atılabilir. İlk ay görünürlüğe ayrılır: etiketleme standardı belirlenir, maliyet panoları kurulur ve en yüksek harcama yapan ilk on kaynak tespit edilir. İkinci ay hızlı kazanımlara odaklanır: atıl kaynaklar temizlenir, geliştirme/test ortamlarına otomatik kapatma uygulanır ve aşikar şekilde fazla boyutlandırılmış sunucular küçültülür. Bu adımlar genellikle faturada gözle görülür bir düşüş yaratır. Üçüncü ay ise sürdürülebilirliğe ayrılır: öngörülebilir iş yükleri için rezervasyon/Savings Plan kararları alınır, maliyet anomalisi uyarıları kurulur ve aylık bir gözden geçirme ritmi oturtulur. Böylece tasarruf tek seferlik bir kazanım değil, kalıcı bir alışkanlık haline gelir. Mühendislik ve Finansın Ortak Dili FinOps'un kalbinde, geleneksel olarak ayrı çalışan iki dünyanın buluşması yatar. Mühendisler genellikle maliyet görünürlüğüne sahip değildir; finans ise teknik kararların maliyet etkisini anlamakta zorlanır. FinOps, bu iki tarafı ortak metrikler ve ortak hedefler etrafında buluşturur. Mühendis bir kaynak açarken maliyet etkisini görür; finans ise harcamayı iş değeriyle ilişkilendirir. Bu kültürel hizalanma, herhangi bir araçtan daha büyük ve kalıcı tasarruf sağlar. Datnes Bilişim olarak bu kültürü kurarken, Azure ve AWS ortamlarınızda teknik optimizasyonu da yönetilen hizmetle sürekli kılıyoruz. Bulut Yedekleme ve Felaket Kurtarmada Maliyet Dengesi Bulut maliyet optimizasyonu yalnızca hesaplama (compute) kaynaklarıyla sınırlı değildir; depolama ve yedekleme de önemli kalemlerdir. Sık erişilen veriler için sıcak (hot), nadiren erişilenler için soğuk (cold) veya arşiv katmanları kullanmak, depolama maliyetini ciddi biçimde düşürür. Yaşam döngüsü (lifecycle) politikalarıyla eski veriler otomatik olarak daha ucuz katmanlara taşınır. GreenOps: Maliyet ve Sürdürülebilirliğin Buluşması İlginç bir şekilde, bulut maliyetini optimize etmek çoğu zaman karbon ayak izini de azaltır; çünkü atıl kaynakları kapatmak hem fatura hem de enerji tüketimi anlamına gelir. GreenOps olarak adlandırılan bu yaklaşım, FinOps'un doğal bir uzantısıdır: verimli mimari, hem ekonomik hem de çevresel olarak sürdürülebilirdir. Kurumsal sürdürülebilirlik hedefleri yükseldikçe, bulut verimliliği yalnızca finansal değil, stratejik bir öncelik haline geliyor. Doğru FinOps uygulaması, kurumun hem bütçesine hem de çevre taahhütlerine aynı anda hizmet eder. Yönetişim ve Otomatik Politikalar Sürdürülebilir maliyet kontrolü, yalnızca tek seferlik temizliklerle değil; kalıcı yönetişim (governance) politikalarıyla sağlanır. Belirli bir bütçeyi aşan kaynaklar için onay mekanizmaları, etiketlenmemiş kaynakların otomatik işaretlenmesi, belirli boyutun üzerindeki sunucuların engellenmesi ve atıl kaynakların otomatik kapatılması gibi kurallar, israfı kaynağında önler. Bu politikalar bir kez tanımlandığında, her yeni kaynak otomatik olarak denetlenir; böylece maliyet disiplini, insan dikkatine bağlı kalmadan altyapının doğal bir parçası haline gelir. İyi kurgulanmış yönetişim, FinOps'u tek seferlik bir tasarruf kampanyasından sürekli bir işletim modeline dönüştürür. Son olarak, FinOps başarısı yönetim desteğiyle güçlenir: maliyet hedefleri ekip karnelerine yansıtıldığında ve düzenli olarak gözden geçirildiğinde, tasarruf kültürü kurumun tamamına yayılır ve kalıcı hale gelir. Datnes Bilişim olarak Cloud Çözümleri ve Cloud Hizmetleri kapsamında bulut maliyet değerlendirmesi yapar ve tasarrufu yönetilen operasyonla kalıcı hale getiririz. --- # 3-2-1-1 Yedekleme Kuralı ve Felaket Kurtarma Stratejisi URL: /bulten/3-2-1-1-yedekleme-felaket-kurtarma Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-14 Özet: 3-2-1-1 yedekleme kuralı, RTO/RPO, değiştirilemez (immutable) yedekler ve felaket kurtarma (DR) ile iş sürekliliği stratejisi. Veri kaybı; donanım arızasından fidye yazılımına, insan hatasından doğal afete kadar pek çok nedenden kaynaklanabilir. Kötü haber şu: birçok kurumda yedekler düzenli alınır ama geri yükleme testi hiç yapılmaz . Gerçek bir felaket anında çalışmayan bir yedek, hiç olmayan bir yedekten farksızdır. İyi haber ise, sağlam bir strateji ve düzenli testle bu riskin büyük ölçüde ortadan kaldırılabilmesidir. 3-2-1-1 Kuralı Modern yedekleme stratejisinin temeli sade ama güçlü bir kuralla özetlenir: 3 kopya veri (1 üretim + 2 yedek) 2 farklı ortam/teknoloji (örn. disk + nesne depolama) 1 kopya saha dışında (off-site / bulut) 1 kopya çevrimdışı veya değiştirilemez (immutable) Klasik "3-2-1" kuralına eklenen son "1", günümüzün en büyük tehdidi olan fidye yazılımına karşı kritik öneme sahiptir. Çünkü modern fidye yazılımları, şifrelemeden önce erişebildikleri yedekleri de bozmaya çalışır. Immutable (değiştirilemez) yedek, belirlenen süre boyunca silinemez ve değiştirilemez; böylece saldırgan ağa tam hakim olsa bile temiz bir geri dönüş noktası korunur. RTO ve RPO: İki Kritik Hedef Doğru yedekleme mimarisi, iki temel iş hedefine göre tasarlanır: RPO (Recovery Point Objective): Ne kadar veri kaybını göze alabilirsiniz? Eğer RPO 1 saat ise, yedekleme en az saatte bir alınmalıdır. Saniyelik RPO gerektiren kritik sistemler için sürekli veri koruma (CDP) veya replikasyon devreye girer. RTO (Recovery Time Objective): Bir felaketten sonra ne kadar sürede tekrar ayakta olmanız gerekiyor? Dakikalarla ölçülen bir RTO, hazır bekleyen (hot standby) bir felaket kurtarma sitesi gerektirirken, saatlerle ölçülen RTO daha ekonomik çözümlerle karşılanabilir. Felaket Kurtarma (DR) ve İş Sürekliliği Yedekleme verinin kopyasını saklar; felaket kurtarma (DR) ise tüm bir sistemin başka bir lokasyonda hızla ayağa kaldırılmasını sağlar. Olgun bir DR stratejisi; düzenli failover testleri, otomatik replikasyon ve net bir olay yönetimi planı içerir. Bulut, DR'ı çok daha erişilebilir kılar: ikincil bir veri merkezi yatırımı yapmadan, buluta replikasyonla maliyet-etkin bir kurtarma ortamı oluşturulabilir. Test Edilen Yedek, Güvenilir Yedektir Bir yedekleme stratejisinin gerçek sınavı, geri yükleme anıdır. Bu yüzden düzenli, otomatik geri yükleme testleri stratejinin ayrılmaz parçasıdır. Yedeklerin başarıyla alındığını izlemek yeterli değildir; bunların gerçekten geri yüklenebildiği kanıtlanmalıdır. Aylık sağlık raporları ve RTO/RPO uyum takibi, yönetimin güven duyabileceği bir tablo sunar. Yedekleme Türleri: Tam, Artımlı, Diferansiyel Doğru yedekleme stratejisi, yedekleme türlerinin doğru kombinasyonunu gerektirir. Tam yedek (full) tüm veriyi kopyalar; en güvenli ama en çok yer ve süre gerektiren yöntemdir. Artımlı yedek (incremental) yalnızca son yedekten bu yana değişenleri alır; hızlı ve verimlidir ancak geri yükleme zinciri uzar. Diferansiyel yedek ise son tam yedekten bu yana değişenleri alır; geri yükleme daha basittir. Tipik bir yaklaşım, haftalık tam yedek ile günlük artımlı yedekleri birleştirerek hem verimlilik hem güvenilirlik sağlar. Microsoft 365 ve SaaS Yedekleme Yaygın bir yanılgı, bulut SaaS uygulamalarındaki (Microsoft 365, Google Workspace) verinin "zaten yedeklendiği" düşüncesidir. Oysa bu sağlayıcılar hizmet sürekliliğini garanti eder, sizin verinizin uzun vadeli kurtarılabilirliğini değil. Yanlışlıkla silinen bir e-posta, fidye yazılımıyla şifrelenmiş bir OneDrive veya ayrılan bir çalışanın hesabı; sağlayıcının saklama süresi dolduğunda kalıcı olarak kaybolabilir. Bu nedenle SaaS verisi de bağımsız bir yedekleme çözümüyle korunmalıdır. En Sık Yapılan Yedekleme Hataları Sahada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır: yedeklerin üretim sistemiyle aynı ağda/lokasyonda tutulması (bir fidye yazılımı ikisini de vurur), geri yükleme testlerinin hiç yapılmaması, yedekleme kapsamının eksik olması (yeni eklenen sunucuların unutulması) ve yedeklerin şifrelenmemesi. Bu hataların her biri, en çok ihtiyaç duyulan anda yedeği işe yaramaz hale getirebilir. Düzenli denetim ve otomatik doğrulama, bu riskleri ortadan kaldırır. İş Sürekliliği Planı (BCP) ile Bütünleşme Yedekleme ve felaket kurtarma, daha geniş bir iş sürekliliği planının (BCP) teknik bileşenleridir. BCP; bir kriz anında hangi süreçlerin öncelikli olduğunu, kimin neyi yapacağını ve iletişimin nasıl yürütüleceğini tanımlar. Teknik kurtarma yetenekleri ne kadar güçlü olursa olsun, net rollerin ve prosedürlerin olmadığı bir kriz yönetimi başarısız olur. Bu yüzden RTO/RPO hedefleri, iş birimlerinin gerçek ihtiyaçlarıyla birlikte belirlenmelidir. Kritik sistemlerin önceliklendirilmesi de bu planın parçasıdır: her sistem aynı düzeyde koruma gerektirmez. En kritik, gelir üreten sistemler dakikalarla ölçülen RTO ile korunurken, daha az kritik sistemler için saatlerle ölçülen hedefler maliyet-etkin olabilir. Bu kademeli yaklaşım, bütçeyi en çok ihtiyaç duyulan yere yönlendirir. Düzenli Tatbikat: Kağıt Üzerinde Değil, Gerçekte Bir felaket kurtarma planının değeri, ancak gerçekçi tatbikatlarla kanıtlanır. Yılda en az bir kez yapılan failover tatbikatları; planın gerçekten işleyip işlemediğini, sürelerin hedeflerle uyumlu olup olmadığını ve ekibin hazır olup olmadığını ortaya koyar. Çoğu kurum, ilk tatbikatlarında beklenmedik eksiklikler keşfeder — ve bunu gerçek bir kriz yerine kontrollü bir test sırasında keşfetmek paha biçilmezdir. Datnes Bilişim olarak yalnızca yedekleme altyapısını kurmuyor; düzenli geri yükleme testleri, tatbikatlar ve aylık sağlık raporlarıyla bu güvenceyi sürekli kılıyoruz. Bulut Yedeklemede Dikkat Edilecekler Bulut, yedekleme ve felaket kurtarma için güçlü bir araçtır; ancak doğru kurgulanması gerekir. Geri yükleme (restore) anında veri transfer (egress) maliyetleri beklenmedik kalemler oluşturabilir; bu yüzden kurtarma senaryolarının maliyeti önceden hesaplanmalıdır. Ayrıca buluttaki yedeklerin de değiştirilemez (immutable) ve şifreli olması, fidye yazılımına karşı kritik öneme sahiptir. Anahtar yönetimi dikkatle planlanmalı; şifreleme anahtarının kaybı, yedeğin kendisinin kaybı kadar yıkıcı olabilir. Yedekleme Bir Maliyet Değil, Sigortadır Kurumlar çoğu zaman yedekleme ve felaket kurtarmayı bir maliyet kalemi olarak görür; oysa bu, iş sürekliliğinin sigortasıdır. Bir fidye yazılımı saldırısının veya büyük bir veri kaybının ortalama maliyeti — üretim durması, itibar kaybı, yasal yükümlülükler ve veri kurtarma giderleri dahil — sağlam bir yedekleme altyapısının maliyetinin çok üzerindedir. Doğru soru "yedeklemeye ne kadar harcamalıyız?" değil; "bir günlük tam kesinti bize ne kaybettirir?" sorusudur. Bu çerçeveden bakıldığında, test edilmiş ve yönetilen bir yedekleme stratejisi, yapılabilecek en akılcı yatırımlardan biridir. Ayrıca yedekleme stratejisi, kurumun büyümesiyle birlikte düzenli olarak gözden geçirilmelidir: yeni eklenen sistemler kapsama dahil edilmeli, saklama süreleri yasal gereksinimlerle uyumlu tutulmalı ve kapasite ihtiyacı önceden planlanmalıdır. Datnes Bilişim olarak Backup ve Felaket Kurtarma Çözümleri ile mimariyi kurar, Yönetilen Yedekleme Hizmeti ile düzenli test ve izlemeyi üstlenerek iş sürekliliğinizi güvence altına alırız. --- # OT/IT Yakınsaması ve Endüstriyel Siber Güvenlik URL: /bulten/ot-it-yakinsamasi-endustriyel-siber-guvenlik Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-18 Özet: OT/IT yakınsaması, ağ segmentasyonu, SCADA güvenliği ve EPDK EKS rehberine uyumlu endüstriyel siber güvenlik yaklaşımı. Endüstri 4.0 ile birlikte üretim tesisleri; sensörlerin, PLC'lerin, SCADA sistemlerinin ve robotların kurumsal ağa bağlandığı karmaşık ortamlar haline geldi. Bu yakınsama büyük verimlilik, gerçek zamanlı izlenebilirlik ve veriye dayalı karar fırsatları sunarken; daha önce fiziksel olarak izole (air-gapped) olan operasyonel teknoloji (OT) sistemlerini de siber tehditlere açtı. Artık fabrika sahası, kurumsal BT kadar saldırı yüzeyine sahip. OT, IT'den Neden Farklıdır? BT (IT) dünyasında önceliklerin sırası genellikle gizlilik, bütünlük, erişilebilirliktir. OT dünyasında ise bu sıra tersine döner: önce güvenlik (safety) ve süreklilik (availability) gelir. Bir üretim hattını anlık bir güncelleme veya yeniden başlatma için durdurmak çoğu zaman mümkün değildir; bir kesinti, milyonlarca liralık üretim kaybı veya can güvenliği riski anlamına gelebilir. Ayrıca OT sistemleri onlarca yıl sahada kalacak şekilde tasarlanır; eski işletim sistemleri, yamalanamayan cihazlar ve özel protokoller yaygındır. Bu yüzden OT güvenliği, IT araçlarının doğrudan kopyalanmasıyla değil; sahanın gerçekliğine uygun, kesintisiz çalışan yöntemlerle kurulmalıdır. Temel Yapı Taşı: Segmentasyon Endüstriyel siber güvenliğin temelinde doğru ağ segmentasyonu yatar. Yaygın referans modeli olan Purdue modeli , fabrikayı katmanlara ayırır: saha cihazları, kontrol sistemleri, operasyon yönetimi ve kurumsal ağ. Bu katmanlar arasına yerleştirilen güvenlik bölgeleri (zone) ve DMZ'ler, bir saldırının ofis ağından üretim hattına yayılmasını engeller. Segmentasyonun yanında pasif izleme kritik öneme sahiptir: OT trafiğini bozmadan, sadece dinleyerek varlık envanteri çıkarılır ve anomaliler tespit edilir. Böylece üretim kesintiye uğramadan görünürlük sağlanır. Bütüncül OT Güvenlik Yaklaşımı OT/IT ağ entegrasyonu ve güvenli mimari tasarımı Ağ segmentasyonu, mikro-segmentasyon ve endüstriyel güvenlik bölgeleri SCADA/ICS varlık envanteri ve sürekli zafiyet yönetimi Pasif ağ izleme ve anomali tespiti (üretimi kesmeden) EPDK EKS Bilgi Güvenliği Rehberi gibi düzenlemelere uyum Uyum ve Düzenlemeler Enerji, üretim ve kritik altyapı sektörlerinde OT güvenliği yalnızca teknik değil, aynı zamanda yasal bir gerekliliktir. Türkiye'de EPDK'nın Endüstriyel Kontrol Sistemleri (EKS) Bilgi Güvenliği Rehberi gibi düzenlemeler, kritik tesislerin belirli güvenlik kontrollerini uygulamasını zorunlu kılar. Doğru kurgulanmış bir OT güvenlik programı, hem operasyonel riski azaltır hem de uyum yükümlülüklerini karşılar. Gerçek Dünya Tehditleri OT sistemlerine yönelik saldırılar artık teorik değil. Stuxnet'ten endüstriyel tesisleri hedef alan fidye yazılımlarına kadar pek çok örnek, bir siber saldırının fiziksel sonuçlar (üretim durması, ekipman hasarı, hatta güvenlik riski) doğurabileceğini gösterdi. Üstelik birçok saldırı, doğrudan OT'yi değil; önce kurumsal BT ağına sızıp oradan üretim ağına geçerek gerçekleşir. Bu yüzden BT ve OT güvenliği artık ayrı düşünülemez. Varlık Görünürlüğü Neden Zordur? OT güvenliğinin ilk ve en zorlu adımı, sahada ne olduğunu bilmektir. Birçok tesiste yıllar içinde eklenmiş, envanteri tutulmamış yüzlerce cihaz bulunur; farklı üreticiler, eski protokoller ve belgesiz bağlantılar işi zorlaştırır. Aktif tarama araçları hassas OT cihazlarını çökertebileceğinden, görünürlük çoğunlukla pasif yöntemlerle, yani trafiği yalnızca dinleyerek sağlanır. Doğru bir varlık envanteri olmadan ne segmentasyon ne de zafiyet yönetimi mümkündür. IT ve OT Ekiplerinin İşbirliği Teknolojik çözümler kadar önemli olan, iki farklı kültürün buluşmasıdır. BT ekipleri hız ve esnekliğe, OT ekipleri ise kararlılık ve güvenliğe odaklanır. Başarılı bir OT güvenlik programı, bu iki ekibi ortak hedefler ve ortak bir dil etrafında bir araya getirir. Değişiklik yönetimi, ortak olay müdahale planları ve düzenli tatbikatlar, yakınsamanın yalnızca ağ düzeyinde değil organizasyonel düzeyde de gerçekleşmesini sağlar. Sıfır Güven OT Ortamına Uygulanabilir mi? Sıfır Güven ilkeleri yalnızca BT için değil, OT için de giderek daha önemli hale geliyor. "Asla güvenme, daima doğrula" yaklaşımı; üretim ağında da her cihazın, her bağlantının ve her komutun yetkilendirilmesi anlamına gelir. Ancak OT'de bu, BT'dekinden farklı uygulanır: kesintiye tahammülün düşük olması nedeniyle, agresif engelleme yerine önce derin görünürlük ve sıkı segmentasyon tercih edilir. Zamanla, kritik kontrol komutları için yetkilendirme ve mikro-segmentasyon kademeli olarak devreye alınır. Uzaktan erişim, OT için özel bir risk alanıdır: bakım için bağlanan tedarikçiler ve uzaktan çalışan mühendisler, sıkı kontrol altında tutulmalıdır. Aracısız geniş VPN erişimleri yerine, oturum kaydı tutan, en az ayrıcalık ilkeli ve onay mekanizmalı güvenli erişim çözümleri kullanılmalıdır. Olgun Bir OT Güvenlik Programının Adımları Olgun bir program; varlık görünürlüğüyle başlar, ardından risk değerlendirmesi ve segmentasyonla devam eder, sürekli izleme ve olay müdahalesiyle olgunlaşır. Bu yolculukta düzenleyici uyum (örneğin EPDK EKS rehberi) bir hedef değil, doğru kurgulanmış programın doğal bir çıktısıdır. Önemli olan, güvenliği üretimin önüne değil, üretimin yanına koymaktır: doğru tasarlandığında güvenlik, operasyonel sürekliliği tehdit etmez, aksine korur. Datnes Bilişim olarak fabrika zemininden kurumsal ağa uzanan bu yolculukta, sahanın gerçekliğine uygun, kesintisiz çalışan bir güvenlik mimarisi kuruyoruz. İnsan Faktörü: Eğitim ve Farkındalık En gelişmiş teknik kontroller bile, insan faktörü göz ardı edildiğinde eksik kalır. Üretim sahasındaki operatörler, bakım personeli ve mühendisler; güvenliğin ilk savunma hattıdır. USB bellekler, yetkisiz uzaktan bağlantılar ve sosyal mühendislik, OT ortamlarına giriş için sık kullanılan yollardır. Düzenli farkındalık eğitimleri ve net prosedürler, bu riskleri önemli ölçüde azaltır. Adım Adım Bir OT Güvenlik Yolculuğu Pratikte olgun bir OT güvenlik programı şu sırayla ilerler: önce pasif izlemeyle kapsamlı bir varlık envanteri çıkarılır; ardından kritiklik ve risk değerlendirmesi yapılır; sonra Purdue modeline uygun segmentasyon ve güvenli uzaktan erişim devreye alınır; nihayet sürekli izleme, anomali tespiti ve olay müdahale yetenekleri kurulur. Bu yolculuk boyunca üretim sürekliliği her zaman önceliklidir; güvenlik kontrolleri, operasyonu aksatmadan ve sahanın gerçekliğine saygı göstererek uygulanır. Datnes Bilişim olarak bu programı, kurumunuzun olgunluk düzeyine ve düzenleyici yükümlülüklerine uygun bir yol haritasıyla, fabrika zemininden kurumsal ağa kadar uçtan uca hayata geçiriyoruz. Tedarik Zinciri ve Üçüncü Taraf Riski OT ortamlarında risk yalnızca kurum içinden gelmez; ekipman üreticileri, bakım firmaları ve entegratörler de önemli bir saldırı yüzeyi oluşturur. Bir tedarikçinin uzaktan bağlantısı veya güncelleme paketi, istemeden bir tehdidi üretim ağına taşıyabilir. Bu nedenle üçüncü taraf erişimleri sıkı biçimde izlenmeli, en az ayrıcalık ilkesiyle sınırlandırılmalı ve her oturum kayıt altına alınmalıdır. Tedarik zinciri güvenliği, modern OT güvenlik programının vazgeçilmez bir bileşenidir; çünkü zincirin en zayıf halkası, tüm tesisin güvenlik seviyesini belirler. Datnes Bilişim olarak IT/OT Dijitalleşme Çözümleri ve Siber Güvenlik Çözümleri ile fabrika zemininden kurumsal ağa uzanan güvenli bir dönüşümü birlikte kurarız. --- # SASE: Ağ ve Güvenliğin Bulutta Yakınsaması URL: /bulten/sase-ag-ve-guvenligin-yakinsamasi Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-22 Özet: SASE nedir? SD-WAN, ZTNA, SWG, CASB ve FWaaS bileşenleriyle bulut tabanlı ağ ve güvenlik yakınsaması, faydaları ve geçiş yol haritası. Kurumsal ağın merkezinde artık veri merkezi yok. Uygulamalar SaaS'a ve buluta taşındı, çalışanlar şubelerden, evden ve sahadan bağlanıyor, iş ortakları kurumsal kaynaklara dışarıdan erişiyor. Buna rağmen birçok kurumda trafik hâlâ güvenlik denetimi için önce merkeze taşınıyor, oradan internete çıkıyor. Bu "hairpin" mimarisi hem gecikmeyi artırıyor hem de pahalı MPLS hatlarını gereksiz trafikle dolduruyor. SASE (Secure Access Service Edge) , tam olarak bu sorunu çözmek için doğdu: ağ ve güvenlik fonksiyonlarını buluttan, kullanıcıya en yakın noktadan, tek bir hizmet olarak sunmak. SASE Nedir? Gartner'ın 2019'da tanımladığı SASE, iki dünyayı tek mimaride birleştirir: WAN tarafında SD-WAN 'ın uygulama bazlı akıllı yönlendirmesi; güvenlik tarafında ise SSE (Security Service Edge) adı verilen bulut tabanlı güvenlik yığını. Kullanıcı nerede olursa olsun, trafiği önce en yakın SASE noktasına (PoP) ulaşır; kimlik doğrulama, tehdit denetimi ve veri koruması burada uygulanır ve trafik hedefine en kısa yoldan iletilir. Güvenlik, veri merkezindeki bir kutudan değil, küresel bir bulut hizmetinden sağlanır. SASE'nin Temel Bileşenleri SASE tek bir ürün değil, birlikte çalışan hizmetler bütünüdür: SD-WAN: Şubeleri ve veri merkezlerini uygulama bazlı politikalarla, birden çok hat (MPLS, internet, LTE/5G) üzerinden akıllıca bağlar; hat kalitesini sürekli ölçüp trafiği en iyi yola yönlendirir. SWG (Secure Web Gateway): Web trafiğini zararlı sitelere, kötü amaçlı indirmelere ve uygunsuz içeriğe karşı denetler. CASB (Cloud Access Security Broker): SaaS kullanımına görünürlük kazandırır; onaysız uygulamaları (shadow IT) tespit eder, hassas verinin buluta kontrolsüz çıkışını engeller. ZTNA (Zero Trust Network Access): Kullanıcıyı ağa değil, yalnızca yetkili olduğu uygulamaya bağlar; VPN'in geniş erişim modelini kimlik temelli, uygulama bazlı erişimle değiştirir. FWaaS (Firewall as a Service): Yeni nesil güvenlik duvarı yeteneklerini (IPS, uygulama kontrolü, DNS güvenliği) buluttan sunar; şubelerde donanım yığınına ihtiyacı ortadan kaldırır. Neden Şimdi? Üç eğilim SASE'yi gündemin merkezine taşıdı. Birincisi, trafiğin doğası değişti: kurumsal trafiğin büyük bölümü artık veri merkezine değil, doğrudan buluta ve SaaS'a akıyor. İkincisi, hibrit çalışma kalıcılaştı; güvenliğin kullanıcıyı ofiste beklemesi mümkün değil. Üçüncüsü, cihaz ve nokta çözümü yığını yönetilemez hale geldi: her şubede ayrı güvenlik duvarı, ayrı web filtresi, ayrı VPN yoğunlaştırıcısı işletmek hem maliyetli hem de politika tutarsızlığına açık. SASE bu yığını tek politika, tek konsol ve tek bulut hizmetine indirger. SD-WAN'dan SASE'ye Geçiş Yolu Kurumların çoğu SASE'ye tek adımda değil, aşamalı geçer. Tipik yol haritası şöyledir: önce şube bağlantıları SD-WAN ile modernize edilir ve pahalı MPLS bağımlılığı azaltılır. Ardından uzaktan erişim VPN'den ZTNA'ya taşınır; böylece en riskli alan olan uzak kullanıcı erişimi kimlik temelli hale gelir. Üçüncü adımda web ve SaaS trafiği SWG ve CASB üzerinden buluttan denetlenmeye başlar. Son adımda şubelerdeki güvenlik donanımı FWaaS'a devredilir ve tüm politika tek konsolda birleştirilir. Her aşama kendi başına ölçülebilir fayda üretir; bu da projeyi "ya hep ya hiç" riskinden kurtarır. Ölçülebilir Faydalar Doğru kurgulanmış bir SASE mimarisi somut sonuçlar üretir: SaaS ve bulut uygulamalarında gecikmenin düşmesiyle kullanıcı deneyimi belirgin iyileşir; MPLS ve şube donanımı maliyetleri azalır; politika her yerde aynı uygulandığı için denetim ve uyumluluk kolaylaşır; saldırı yüzeyi küçülür çünkü uygulamalar internete kapatılır ve erişim kimlikle sınırlanır. Operasyon tarafında ise tek konsol, onlarca kutunun ayrı ayrı yönetilmesinin yerini alır. Dikkat Edilmesi Gerekenler SASE projelerinde en sık yapılan hata, konuyu yalnızca ürün seçimi olarak görmektir. Oysa başarı; mevcut ağ topolojisinin, uygulama envanterinin ve trafik akışlarının doğru analizine bağlıdır. PoP kapsamının Türkiye ve iş yapılan coğrafyalarla uyumu, yerel internet çıkışlarının (local breakout) planlanması, kimlik sağlayıcı entegrasyonu ve mevcut SD-WAN yatırımının korunması geçiş tasarımının kritik başlıklarıdır. Ayrıca ağ ve güvenlik ekiplerinin ortak politika diliyle çalışması gerekir; SASE, organizasyonel olarak da bir yakınsama projesidir. Tek Sağlayıcı mı, Çok Sağlayıcı mı? SASE pazarında iki ana yaklaşım var. Tek sağlayıcı (single-vendor) SASE , ağ ve güvenlik yığınının tamamını aynı üreticiden almayı ifade eder; entegrasyon derinliği, tek konsol deneyimi ve tek destek muhatabı en güçlü yanlarıdır. Çok sağlayıcılı yaklaşımda ise mevcut SD-WAN yatırımı korunur ve üzerine farklı bir üreticinin SSE katmanı eklenir; bu, geçişi yumuşatır ancak politika ve log bütünlüğünün özenle kurulmasını gerektirir. Doğru cevap kurumun mevcut sözleşmelerine, ekip yetkinliğine ve yenileme takvimine bağlıdır. Kritik olan, hangi model seçilirse seçilsin kimlik, politika ve görünürlüğün tek noktada birleşmesidir; aksi halde SASE, yeni isimle eski silo yapısına dönüşür. Performansın Görünmeyen Belirleyicisi: Omurga Kalitesi İki SASE hizmeti kağıt üzerinde aynı bileşenlere sahip olabilir; farkı yaratan, sağlayıcının küresel omurgasıdır. PoP sayısı ve konumu, PoP'lar arası özel omurga kullanımı, Türkiye'deki kullanıcılar için en yakın giriş noktasının gecikmesi ve SaaS sağlayıcılarla eşleşme (peering) kalitesi doğrudan kullanıcı deneyimini belirler. Değerlendirme aşamasında mutlaka gerçek lokasyonlardan kavram kanıtlama (PoC) testi yapılmalı; ölçümler tek seferlik değil, mesai saatlerini kapsayan sürelerde alınmalıdır. Sektörel Uygulama Örnekleri Perakendede yüzlerce mağazanın tek tip güvenlik politikasıyla, ucuz internet hatları üzerinden merkeze bağlanması SASE'nin en olgun senaryosudur. Finans sektöründe şube dönüşümü, sıkı regülasyon ve loglama gereksinimleriyle birlikte ele alınır; verinin hangi PoP'ta işlendiği ve logların nerede tutulduğu sözleşmenin parçası olmalıdır. Üretim şirketlerinde SASE, saha mühendislerinin ve tedarikçilerin OT ortamlarına kontrollü uzaktan erişiminde ZTNA katmanıyla öne çıkar. Holding yapılarında ise şirket satın almalarında yeni ağların hızla ortak politika çatısına alınabilmesi, SASE'nin birleşme-devralma süreçlerine sağladığı az bilinen ama güçlü bir katkıdır. Nereden Başlamalı? Kısa Kontrol Listesi SASE değerlendirmesine başlarken şu soruların yanıtları yol haritanızı netleştirir: Trafiğinizin yüzde kaçı veri merkezine, yüzde kaçı doğrudan buluta ve SaaS'a gidiyor? Akış haritanız güncel mi? MPLS ve şube güvenlik donanımı sözleşmeleriniz ne zaman yenileniyor? Geçiş pencereleri bu takvimle örtüşüyor mu? Uzaktan erişimde hâlâ klasik VPN mi kullanıyorsunuz; kaç kullanıcı, hangi uygulamalara erişiyor? Kimlik sağlayıcınız (dizin, MFA, koşullu erişim) SASE ile entegrasyona hazır mı? Ağ ve güvenlik ekipleriniz ortak politika yönetimi için hangi modelde çalışacak? Bu envanter çıkarıldığında, hangi aşamadan başlanacağı ve hangi modelin (tek/çok sağlayıcı) uygun olduğu çoğu zaman kendiliğinden görünür hale gelir. Datnes Bilişim olarak İletişim Ağları Çözümleri ve Siber Güvenlik Çözümleri kapsamında; SD-WAN'dan SASE'ye uzanan yolculuğu mevcut altyapınızı koruyarak planlıyor, tasarlıyor ve uçtan uca hayata geçiriyoruz. --- # Kurumsal E-posta Güvenliği: Phishing ve BEC'e Karşı Çok Katmanlı Savunma URL: /bulten/kurumsal-e-posta-guvenligi-phishing-bec Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-26 Özet: Kurumsal e-posta güvenliği rehberi: SPF, DKIM, DMARC, sandbox analizi, BEC koruması, farkındalık eğitimi ve olay müdahalesi ile çok katmanlı savunma. Güvenlik teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin, saldırganların en çok kullandığı kapı değişmiyor: e-posta . Fidye yazılımı vakalarının, veri sızıntılarının ve finansal dolandırıcılıkların büyük bölümü tek bir zararlı iletiyle, tek bir tıklamayla başlıyor. Üstelik saldırılar artık bozuk Türkçeli, kolay ayırt edilen iletiler değil; yapay zekâ ile yazılmış kusursuz metinler, gerçek yazışma zincirlerine sızan yanıtlar ve QR kodlu oltalama sayfaları kullanılıyor. Bu tabloda tek bir filtreye güvenmek yeterli değil; e-posta güvenliği ancak katmanlı bir savunma ile sağlanabilir. Tehdit Manzarası: Phishing'den BEC'e E-posta tabanlı tehditler birkaç ana grupta toplanır. Kitlesel phishing , geniş listelere gönderilen sahte oturum açma sayfalarıyla kimlik bilgisi toplar. Hedefli (spear) phishing , belirli bir kişi için hazırlanır; kurbanın rolü, projeleri ve iletişim ağı önceden araştırılır. BEC (Business Email Compromise) ise en maliyetli türdür: saldırgan, yönetici veya tedarikçi kimliğine bürünerek — çoğu zaman ele geçirilmiş gerçek bir hesap üzerinden — ödeme talimatını değiştirtir veya sahte fatura onaylatır. BEC iletilerinde çoğu zaman zararlı ek veya link yoktur; saldırı tamamen ikna üzerine kuruludur ve bu yüzden klasik filtrelere yakalanmaz. Temel Katman: Kimlik Doğrulama Protokolleri Savunmanın temeli, alan adınız üzerinden sahte ileti gönderilmesini zorlaştırmaktır. SPF , alan adınız adına e-posta göndermeye yetkili sunucuları tanımlar. DKIM , iletilerin yolda değiştirilmediğini kriptografik imzayla kanıtlar. DMARC ise bu iki kontrolü politikaya bağlar: doğrulamayı geçemeyen iletinin reddedilmesini veya karantinaya alınmasını sağlar ve raporlama ile alan adınızın kimler tarafından taklit edilmeye çalışıldığını gösterir. DMARC'ı "p=none" ile izleme modunda başlatıp, kaynaklar doğrulandıkça "quarantine" ve "reject" seviyesine geçirmek en sağlıklı yoldur. Bu üçlü, hem markanızı taklit saldırılarına karşı korur hem de iletilerinizin alıcıya ulaşabilirliğini artırır. Gelişmiş Koruma: Analiz ve Karantina Protokoller sahte göndericiyi engeller ama zararlı içeriği tek başına durduramaz. Modern e-posta güvenlik ağ geçitleri; ekleri izole bir ortamda çalıştırarak davranışını gözlemler ( sandbox ), linkleri tıklama anında yeniden analiz eder (time-of-click koruması), gönderici alan adının benzerlerini (typosquatting) tespit eder ve iletideki dil örüntülerini yapay zekâ ile inceleyerek BEC şüphesini işaretler. Ele geçirilmiş hesapların tespiti için oturum anomalileri — olağan dışı ülkeden giriş, kural eklenerek gelen kutusunun boşaltılması gibi — sürekli izlenmelidir. İnsan Katmanı: Farkındalık ve Simülasyon Teknoloji ne kadar iyi olursa olsun, bir ileti her zaman kullanıcıya ulaşabilir. Bu yüzden düzenli farkındalık eğitimi ve phishing simülasyonları programın vazgeçilmez parçasıdır. Simülasyonlar cezalandırma aracı değil, ölçüm aracıdır: hangi departmanın hangi senaryoya açık olduğunu gösterir ve eğitimin hedeflenmesini sağlar. Kullanıcılara şüpheli iletiyi tek tıkla bildirebilecekleri bir mekanizma sunmak, güvenlik ekibine erken uyarı ağı kazandırır; bildirilen iletiler otomatik analizle tüm kutulardan geri çekilebilir. Süreç Katmanı: BEC'e Karşı Doğrulama Disiplini BEC saldırıları teknik kontrollerden çok süreç disipliniyle durdurulur. Ödeme talimatı değişiklikleri ve yeni tedarikçi IBAN bildirimleri, e-posta dışındaki bir kanaldan — bilinen telefon numarasından aranarak — teyit edilmelidir. Belirli tutarın üzerindeki transferlerde çift onay zorunlu olmalı; finans ekibi "aciliyet ve gizlilik" vurgusu taşıyan taleplere karşı özel olarak eğitilmelidir. Yönetici hesaplarında MFA ve koşullu erişim politikaları, hesap ele geçirmenin BEC'e dönüşmesini büyük ölçüde engeller. Olay Anı: Hızlı Müdahale Her şeye rağmen bir olay yaşandığında hız belirleyicidir. Zararlı iletinin tüm kutulardan geri çekilmesi, etkilenen hesapların oturumlarının sonlandırılıp parolalarının sıfırlanması, gelen kutusu kurallarının denetlenmesi ve olayın kapsamının loglardan çıkarılması ilk saatlerin işidir. Bu adımların önceden yazılmış bir playbook'a bağlanması, panik anında doğru sıranın izlenmesini güvence altına alır. E-posta güvenliği telemetrisinin SOC süreçlerine ve XDR platformuna beslenmesi, saldırının uç nokta ve kimlik katmanındaki izleriyle birleştirilmesini sağlar. Bulut E-postada Paylaşılan Sorumluluk Microsoft 365 veya Google Workspace kullanmak, e-posta güvenliğinin "hazır geldiği" anlamına gelmez. Bulut sağlayıcı platformun ayakta kalmasından ve temel filtrelemeden sorumludur; hedefli saldırılara karşı yapılandırma, koşullu erişim, veri koruması ve yedekleme kurumun sorumluluğundadır. Varsayılan ayarlarla açılmış bir kiracıda eski kimlik doğrulama protokollerinin açık kalması, dış yönlendirme kurallarının serbest olması ve karantina politikalarının gevşek olması en sık rastlanan boşluklardır. Ayrıca bulut e-postanın da yedeklenmesi gerekir; yanlışlıkla veya kasıtla silinen veriler için platformun geri dönüşüm süreleri çoğu zaman kurumsal saklama gereksinimlerini karşılamaz. Ölçüm ve Sürekli İyileştirme E-posta güvenliği bir proje değil, işletilen bir süreçtir ve işleyen her süreç gibi ölçülmelidir. İzlenmesi gereken temel göstergeler şunlardır: simülasyonlarda tıklama ve bildirim oranları (tıklama düşerken bildirim artıyorsa program çalışıyor demektir), DMARC raporlarında doğrulamadan geçemeyen kaynakların eğilimi, karantinaya düşen ileti hacmindeki anormal artışlar, kullanıcı bildiriminden iletinin tüm kutulardan çekilmesine kadar geçen süre ve ele geçirilen hesap vakalarının tespit süresi. Bu metriklerin üç aylık dönemler halinde yönetime raporlanması, güvenlik yatırımının görünür olmasını sağlar ve eğitim ile teknolojinin nereye odaklanacağını gösterir. Sektörel Görünüm Tehdidin ağırlığı sektöre göre değişir. Finans ve lojistikte sahte fatura ve ödeme yönlendirme dolandırıcılığı öndedir; imalat şirketlerinde tedarikçi zinciri üzerinden gelen hesap ele geçirme vakaları yoğundur. Kamu ve sağlıkta ise kimlik bilgisi toplamaya dönük kitlesel phishing baskındır. Yönetici asistanları, finans ekipleri ve satın alma birimleri her sektörde en çok hedeflenen gruplardır; koruma önceliklendirmesi ve eğitim planı bu gerçeğe göre yapılmalıdır. Kurumunuzun tehdit profilini bilmek, sınırlı güvenlik bütçesinin en yüksek riskli noktaya yönlendirilmesini sağlar ve savunmanın etkisini katlar. Nereden Başlamalı? Kısa Kontrol Listesi E-posta güvenliği programınızı değerlendirmek için şu sorularla başlayabilirsiniz: SPF, DKIM ve DMARC kayıtlarınız tam mı; DMARC politikanız hangi seviyede (none/quarantine/reject) çalışıyor? Eski kimlik doğrulama protokolleri kiracınızda kapalı mı; dış yönlendirme kuralları denetleniyor mu? Kullanıcılar şüpheli iletiyi tek tıkla bildirebiliyor mu; bildirilen ileti tüm kutulardan geri çekilebiliyor mu? Ödeme talimatı değişikliklerinde e-posta dışı teyit zorunluluğu yazılı bir prosedüre bağlı mı? Son bir yılda phishing simülasyonu yapıldı mı; tıklama ve bildirim oranlarınız ölçülüyor mu? Bu soruların birden fazlasına "hayır" veya "emin değilim" yanıtı veriyorsanız, saldırganların en sık kullandığı kapı için görünür bir iyileştirme alanınız var demektir. Datnes Bilişim olarak Siber Güvenlik Çözümleri kapsamında e-posta güvenlik mimarinizi tasarlıyor; Yönetilen Hizmetler ile DMARC uygulamasından farkındalık programına ve olay müdahalesine uzanan süreci sürekli işletiyoruz. --- # Hibrit Bulut Stratejisi: Doğru İş Yükü, Doğru Platform URL: /bulten/hibrit-bulut-stratejisi Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-30 Özet: Hibrit bulut stratejisi rehberi: iş yükü yerleşim kriterleri, KVKK ve veri yerelliği, bağlantı mimarisi, tek çatıda güvenlik ve operasyon yönetişimi. Bulut tartışması yıllarca "taşınmalı mı, kalınmalı mı?" ikilemine sıkıştı. Oysa kurumların gerçekliği ikisinin arasında bir yerde: kritik veritabanı veri merkezinde çalışırken, web katmanı bulutta ölçekleniyor; geliştirme ortamları bulutta açılıp kapanırken, regülasyona tabi veri yerinde kalıyor. Hibrit bulut , bu gerçekliği plansız bir dağınıklık olmaktan çıkarıp bilinçli bir mimariye dönüştürme işidir: her iş yükünün, kriterlere göre en doğru platformda çalıştığı, tek çatı altında yönetilen bir yapı. Hibrit Bulut Nedir, Ne Değildir? Hibrit bulut; şirket içi veri merkezi, özel bulut ve bir veya birden çok genel bulutun, aralarında veri ve uygulama taşınabilirliği olacak şekilde birlikte işletilmesidir. Kritik ayrım şudur: iki ortamın yan yana var olması hibrit bulut değildir; ortak kimlik, ortak ağ, ortak güvenlik politikası ve ortak operasyon modeli yoksa ortada yalnızca iki ayrı silo vardır. Gerçek hibrit mimaride bir uygulamanın nerede çalıştığı, teknik bir detaydır; yönetim deneyimi değişmez. İş Yükü Yerleşimi: Karar Kriterleri "Hangi iş yükü nerede çalışmalı?" sorusu hibrit stratejinin kalbidir ve dört ana kritere göre yanıtlanır: Veri yerelliği ve uyumluluk: KVKK ve sektörel regülasyonlar (BDDK, EPDK gibi) bazı verilerin yurt içinde, hatta kurum içinde tutulmasını gerektirebilir. Bu veriyi işleyen sistemler yerleşimde ilk elenenlerdir. Performans ve gecikme: Üretim hattıyla milisaniye hassasiyetinde konuşan sistemler ile veri kaynağına yakın çalışması gereken analitik yükleri, verinin olduğu yerde kalmalıdır. Maliyet profili: Sabit ve öngörülebilir yükler çoğu zaman yerinde daha ekonomiktir; değişken, mevsimsel veya deneysel yükler ise bulutun esnekliğinden kazanır. Bağımlılıklar: Bir uygulama tek başına taşınmaz; konuştuğu veritabanları, entegrasyonlar ve gecikme toleransı birlikte değerlendirilmelidir. Bağımlılık haritası çıkarılmadan yapılan taşımalar, performans sürprizlerinin ana kaynağıdır. Bağlantı Mimarisi: Hibritin Omurgası Hibrit mimarinin görünmez kahramanı ağdır. Veri merkezi ile bulut arasında yedekli, şifreli ve yeterli bant genişliğine sahip bağlantı — özel devre (ExpressRoute, Direct Connect benzeri) veya yüksek kapasiteli VPN — kurulmalıdır. Gecikme toleransı düşük senaryolarda özel devre tercih edilmeli; DNS, yönlendirme ve IP planlaması iki ortamı tek ağ gibi davranacak şekilde tasarlanmalıdır. Bağlantı katmanındaki bir zayıflık, üstteki her uygulamanın sorunu haline gelir. Tek Çatıda Güvenlik ve Kimlik Hibrit yapının en riskli hali, her ortamın kendi güvenlik adasına dönüşmesidir. Kimlik tek merkezden yönetilmeli (tek dizin, tek MFA politikası, koşullu erişim), ağ segmentasyonu her iki tarafta aynı mantıkla uygulanmalı, loglar tek bir izleme platformunda birleşmelidir. Şifreleme anahtarlarının yönetimi ve ayrıcalıklı erişim (PAM) politikaları ortamdan bağımsız tek standartta olmalıdır. Güvenlik duruşu "en zayıf ortam kadar güçlü" olduğu için, politika tutarlılığı hibrit stratejinin pazarlık edilemez maddesidir. Operasyon ve Yönetişim Hibrit ortam, iki ayrı ekip ve iki ayrı süreçle yönetilemez. Altyapının kod olarak tanımlanması (IaC), her iki ortamda da aynı otomasyon araçlarının kullanılmasını sağlar. İzleme; uygulama performansını, kapasiteyi ve maliyeti ortam ayrımı olmadan tek panoda göstermeli, bulut tarafında FinOps disipliniyle harcama görünürlüğü kurulmalıdır. Yedekleme ve felaket kurtarma planı hibrit senaryoya göre yeniden tasarlanmalıdır; bulut, yerinde çalışan sistemler için doğal bir ikincil site olabilir — doğru kurgulanırsa DR maliyetini ciddi biçimde düşürür. Sık Yapılan Hatalar Deneyimler üç hatayı öne çıkarıyor. Birincisi, "önce taşı, sonra düzelt" yaklaşımı: yeniden boyutlandırılmadan taşınan sanal makineler bulutta gereksiz maliyet üretir. İkincisi, çıkış maliyetlerinin (egress) hesaba katılmaması: veri yerçekimi ihmal edilirse, ortamlar arası sürekli veri akışı faturayı şişirir. Üçüncüsü, operasyon modelinin ihmal edilmesi: platform hazır olsa da ekipler, süreçler ve yetkinlik hazır değilse hibrit yapı iki kat yönetim yükü olarak geri döner. Başarılı programlar teknolojiyle değil, envanter ve bağımlılık analiziyle başlar. Taşınabilirliğin Anahtarı: Konteynerler ve Platform Katmanı Hibrit stratejinin uzun vadeli hedeflerinden biri, iş yüklerinin ortamlar arasında makul bir eforla taşınabilmesidir. Konteyner teknolojileri ve Kubernetes, bu taşınabilirliğin bugünkü en olgun aracıdır: uygulama bir kez konteynerize edildiğinde, aynı imaj veri merkezinde de bulutta da çalışır. Ancak taşınabilirlik yalnızca çalışma zamanı meselesi değildir; veritabanı servisleri, mesaj kuyrukları ve kimlik entegrasyonları gibi platform bağımlılıkları da soyutlanmadıkça gerçek taşınabilirlik sağlanamaz. Bu nedenle hibrit mimaride "bulut yerlisi" servisleri kullanmanın hızı ile bağımlılık (lock-in) maliyeti arasındaki denge, iş yükü bazında bilinçli olarak kurulmalıdır. Aşamalı Geçiş Yol Haritası Başarılı hibrit programlar tipik olarak dört aşamada ilerler. Birinci aşamada tam envanter çıkarılır: uygulamalar, bağımlılıklar, veri sınıflandırması ve mevcut maliyet tabanı. İkinci aşamada temel platform kurulur: bağlantı, kimlik federasyonu, ortak güvenlik politikaları ve izleme altyapısı — iş yükü taşımadan önce zemin hazırlanır. Üçüncü aşamada düşük riskli yüklerle (test/geliştirme ortamları, yeni projeler, arşiv ve yedekleme) taşıma başlar ve operasyon modeli gerçek yükle sınanır. Dördüncü aşamada kritik iş yükleri kriter setine göre değerlendirilerek kademeli taşınır veya bilinçli olarak yerinde bırakılır. Her aşamanın sonunda maliyet ve performans varsayımları gerçek verilerle doğrulanmalı, plan buna göre güncellenmelidir. Sektörel Görünüm Türkiye'de finans sektörü, regülasyon gereği kritik verileri yurt içinde tutarken müşteri kanallarını bulutta ölçekleyen hibrit modelin en yoğun kullanıcısıdır. Üretimde MES ve OT sistemleri fabrikada kalırken, kurumsal analitik ve yapay zekâ yükleri bulutta çalışır. Perakendede sezonluk kampanya dönemlerinin esneklik ihtiyacı bulutla karşılanırken, mağaza operasyon sistemleri yerelde tutulur. Ortak desen aynıdır: veri yerçekimi ve regülasyon yerleşimi belirler, esneklik ihtiyacı bulutu devreye alır. Nereden Başlamalı? Kısa Kontrol Listesi Hibrit bulut yolculuğuna çıkmadan önce şu soruların yanıtlarını netleştirin: Uygulama envanteriniz ve bağımlılık haritanız güncel mi; hangi veriler regülasyon gereği yurt içinde veya kurum içinde kalmak zorunda? Mevcut veri merkezi maliyet tabanınızı (lisans, donanım yenileme, enerji, operasyon) iş yükü bazında biliyor musunuz? Veri merkezi ile bulut arasındaki bağlantı için yedekli özel devre veya yeterli kapasiteli VPN planınız var mı? Kimlik, güvenlik politikası ve izleme iki ortamı tek çatıda görecek şekilde mi tasarlandı? Ekipleriniz bulut operasyonu, IaC ve FinOps yetkinliklerinde hangi seviyede? Bu envanter, hangi iş yükünün nereye gideceğini tartışmadan önce zemin oluşturur ve hibrit programın maliyet varsayımlarını gerçekçi kılar. Datnes Bilişim olarak Cloud Hizmetlerimiz ve Kurumsal Sistem Çözümleri kapsamında; iş yükü analizinden bağlantı ve güvenlik mimarisine, taşıma ve operasyon modeline kadar hibrit bulut stratejinizi uçtan uca kurguluyoruz. ====================================================================== ## ENGLISH CONTENT # Datnes — Company Facts - Company: Datnes Bilişim A.Ş. - Founded: 2021 - Address: Halkapınar, 1203/11. Sk. Megapol Çarşı Kule No:5-7, 35170 Konak/İzmir, Türkiye - Phone: +90 850 255 20 19 - Email: info@datnes.com - LinkedIn: https://www.linkedin.com/company/datnesbilisim/ - Slogan: #considerITdone - Working hours: Mon – Fri, 09:00 – 18:00 ## Main solution areas - Enterprise Network Solutions (/en/enterprise-network-solutions) - Enterprise System Solutions (/en/enterprise-system-solutions) - IT/OT Digitalization Solutions (/en/it-ot-digitalization-solutions) - Cyber Security Solutions (/en/cyber-security-solutions) - Secure Access Solutions – PAM, ZTNA, VPN, MFA, IAM (/en/secure-access-solutions) - Infrastructure Cabling & Physical Security Solutions (/en/cabling-solutions) - Cloud Solutions (/en/cloud-solutions) - Backup & Disaster Recovery Solutions (/en/backup-disaster-recovery-solutions) ## Services - Consulting & Support Services (/en/consulting-services) - Project Services (/en/project-services) - Managed Services & Outsourcing (/en/managed-services) - Cloud Services (/en/cloud-services) - Managed Backup Service (/en/managed-backup-services) ## Technology partners Cisco, Meraki, Palo Alto Networks, Cortex XDR, Dell EMC, Dell, HPE, Aruba, IBM, Huawei, xFusion, Fortinet, Trend Micro, VMware, Veeam, Microsoft, Lenovo --- ## Pages --- # About DATNES URL: /en/about-datnes Kategori: corporate Özet: İzmir-based DATNES Bilişim has delivered end-to-end enterprise technology solutions in network infrastructure, cybersecurity, system integration, cloud, and OT/IT digitalization since 2021. DATNES Bilişim is an İzmir-based technology company providing end-to-end services in network infrastructure, cybersecurity, system integration, cloud solutions, and enterprise digitalization. Since its founding in 2021, it has operated as a trusted technology partner for organizations in the defense, construction, food, transportation, manufacturing, automotive, energy, and communications sectors. Complex security, network, and system infrastructures designed for large-scale production facilities, expansive factory sites, and corporate structures represent one of DATNES's strongest areas of expertise. Built on the principles of high availability and uninterrupted operation, these infrastructures safeguard business continuity even under the most critical conditions. With advanced firewall architectures, network security, and end-to-end cybersecurity solutions, DATNES effectively protects organizations' digital assets and operational systems against constantly evolving threats. This structure, built on a multi-layered security approach and enterprise IT integrations, forms the lasting foundation of corporate resilience and digital trust. Beyond IT infrastructure, DATNES also plays an active role in OT/IT integration, industrial automation, and Industry 4.0 transformation; with its integrated approach extending from the factory floor to the data center, it makes a tangible contribution to improving organizations' operational efficiency. With its technical competence and cross-sector experience, DATNES positions itself not merely as the implementer of the solution offered, but as a partner that develops, supports, and ensures its long-term sustainability. Our Vision To become the reference technology company of Turkey and the region in a broad field of competence extending from network infrastructure to industrial digitalization, while keeping a boutique service approach and technical excellence at the forefront. Our Mission To realize organizations' technology adoption processes and digitalization goals through a reliable, solution-oriented and sustainable partnership approach — creating lasting value with end-to-end technical competence and deep sector experience. Our Technology Partners --- # Contact URL: /en/contact Kategori: corporate Özet: Contact Datnes. Halkapınar, 1203/11. Sk. Megapol Çarşı Kule, Konak/İzmir. Phone: +90 850 255 20 19. Email: info@datnes.com Reach Datnes through any of the channels below, or fill in the form and our team will get back to you. We typically respond within one business day. --- # References URL: /en/references Kategori: corporate Özet: Datnes reference clients including Socar Terminal, Philip Morris, Deutsche Telekom, Arkas, Pinar, Keskinoglu and more leading organizations. --- # Certifications URL: /en/certifications Kategori: corporate Özet: Datnes technical certifications: Palo Alto PCNSE, Cisco CCNP Security, CCNP Enterprise, CCNP Datacenter, Dell Technologies, Huawei HCIP and more. --- # Solution Partners URL: /en/partners Kategori: corporate Özet: Datnes technology partners: Cisco, Cisco Meraki, Palo Alto, Cortex XDR, Huawei, HPE, Aruba, IBM, SentinelOne, Trend Micro, xFusion, Fortinet, Mirket, Wallix, VMware, Veeam, Dell, Lenovo, Microsoft, HP, ManageEngine. --- # Enterprise Network Solutions URL: /en/enterprise-network-solutions Kategori: solution Özet: End-to-end LAN, WAN, SD-WAN and enterprise wireless network services — from design to deployment, management and optimization. Cisco, Huawei, Fortinet and HPE Aruba authorized partner. Fast, Secure and Uninterrupted Network Infrastructure The enterprise network is the backbone of all your digital operations. A slow or insecure network reduces productivity, creates security gaps, and weakens your competitiveness. At Datnes Bilişim, we take on the entire process — from design to deployment, management to optimization — for LAN, WAN, SD-WAN and enterprise wireless networks. With our Cisco, Huawei, Fortinet and HPE Aruba authorized partnerships and certified engineering team, we design and operate your network infrastructure in line with the principles of speed, security and continuity. Enterprise LAN / WAN and SD-WAN architecture design Wireless network (Wi-Fi) solutions Next-Generation Firewall and network segmentation 24/7 NOC monitoring and proactive network management Network performance reporting and capacity planning Request a Free Network Assessment → --- # Enterprise System Solutions URL: /en/enterprise-system-solutions Kategori: solution Özet: Server, storage, virtualization, hyperconverged infrastructure and backup solutions. HPE, Dell Technologies and VMware authorized partner. Strengthen the Heart of Your Infrastructure Server, storage and virtualization systems are the cornerstones of enterprise IT infrastructure. Incorrectly sized or outdated infrastructure leads to performance problems, unexpected outages and rising costs. With our HPE, Dell Technologies and VMware authorized partnerships, we design, deploy and maintain the entire system infrastructure — from physical server installation to virtualization architecture, from hyperconverged infrastructure to backup solutions. Installation and management on HPE, Dell and Lenovo server platforms VMware vSphere and Microsoft Hyper-V virtualization SAN / NAS storage design and optimization Backup and disaster recovery to Veeam, Zerto and cloud environments Hyperconverged infrastructure (Nutanix, vSAN) Request an Infrastructure Assessment → --- # IT/OT Digitalization Solutions URL: /en/it-ot-digitalization-solutions Kategori: solution Özet: End-to-end Industry 4.0 transformation: OT/IT network integration, segmentation, SCADA integration, industrial cybersecurity and building automation. Integrated Transformation from the Factory Floor to the Enterprise Network With Industry 4.0, production facilities have become complex environments where IT and OT systems are intertwined. While this transformation offers opportunities for efficiency and traceability, it also brings serious challenges in OT/IT integration, industrial cybersecurity and system modernization. At Datnes Bilişim, we provide end-to-end services in OT/IT network integration, network segmentation, SCADA integration, industrial cybersecurity and building automation systems. With an integrated approach extending from the factory floor to the enterprise network, we improve your operational efficiency and security together. OT/IT network integration and secure architecture design OT network segmentation and industrial security architecture OT security solutions compliant with the EPDK ICS Information Security Guide Building Management System (BMS) integration Industrial cybersecurity and OT vulnerability management Request an IT/OT Digitalization Meeting → --- # Cyber Security Solutions URL: /en/cyber-security-solutions Kategori: solution Özet: 24/7 SOC management, XDR endpoint security, Next-Generation Firewall, vulnerability management and ISO 27001 / KVKK / BRSA compliance consulting. Stop Threats Before They Strike Cyber attacks now target not individual systems but corporate infrastructures, supply chains and critical services. A ransomware attack or data breach can cause damage that is hard to repair, both financially and operationally. Datnes Bilişim protects your organization end to end with a multi-layered security architecture. From SOC management to penetration testing, from endpoint security to compliance consulting, we deliver all your cybersecurity processes with world-leading platforms such as Palo Alto Networks, Fortinet, Cortex XDR and SentinelOne. 24/7 SOC management XDR endpoint security Next-Generation Firewall installation and management Vulnerability management ISO 27001, KVKK, BRSA compliance consulting Free Cyber Security Assessment → --- # Secure Access Solutions URL: /en/secure-access-solutions Kategori: solution Özet: PAM, ZTNA, VPN, MFA and IAM solutions built on a Zero Trust architecture. Centralize your identity and access security. Centralize Identity and Access Security In the modern enterprise, the answer to "who can access what, and when?" no longer depends on network boundaries but on identity and access management policies. Inadequate access controls open the door to serious risks such as insider threats, credential theft and unauthorized access. At Datnes Bilişim, building on a Zero Trust architecture, we strengthen your organization's identity and access infrastructure with PAM, ZTNA, VPN and MFA solutions, and manage privileged accounts centrally. Privileged Access Management (PAM) deployment and management Zero Trust Network Access (ZTNA) architecture Secure remote access (VPN / SSL VPN) Multi-Factor Authentication (MFA) integration Identity and Access Management (IAM) solutions Request a Secure Access Assessment → --- # Infrastructure Cabling and Physical Security Solutions URL: /en/cabling-solutions Kategori: solution Özet: Structured cabling compliant with ISO 11801 and EIA/TIA standards, IP/CCTV cameras, access control, fire detection and server room solutions. The Solid Foundation of Physical Infrastructure Structured cabling, the physical foundation of all network and communication systems, reduces network performance, complicates fault detection and requires costly renewal over time if not installed to standard. Physical security, as the complement of cybersecurity, plays a critical role in protecting corporate assets. At Datnes Bilişim, alongside structured cabling projects compliant with ISO 11801 and EIA/TIA standards, we design and install IP cameras, access control and environmental detection systems in an integrated manner. Cat6A / Cat7 copper and fiber optic cabling In-data-center cabling design and management IP / CCTV camera system installation Biometric and card-based access control systems Fire detection and environmental threat systems Server room design and mobile data center solutions Get a Cabling and Security Project Quote → --- # Cloud Solutions URL: /en/cloud-solutions Kategori: solution Özet: As a Microsoft Azure and AWS authorized partner: cloud assessment, migration, hybrid architecture, cloud security and FinOps cost optimization. We Design Your Cloud Architecture Together Cloud computing delivers operational agility, scalability and business continuity all at once. But a successful cloud strategy is not just about platform selection. Without the right architecture design, secure migration planning and ongoing cost optimization, cloud investments cannot deliver the expected benefit. As a Microsoft Azure and AWS authorized solution partner, Datnes Bilişim plans and implements your entire cloud transformation — from cloud assessment to migration, from hybrid architecture design to cloud security. Cloud maturity assessment and roadmap Azure / AWS migration planning and implementation Hybrid and multi-cloud architecture design Cloud security (CSPM, CWPP) and compliance FinOps: cloud cost analysis and optimization Request a Cloud Maturity Assessment → --- # Backup & Disaster Recovery Solutions URL: /en/backup-disaster-recovery-solutions Kategori: solution Özet: Backup and disaster recovery (DR) solutions for physical, virtual and cloud environments with Veeam, Commvault, Acronis and Zerto; RTO/RPO-driven architecture and 3-2-1-1 policy. Protect Your Data, Safeguard Your Business Continuity Data loss can stem from many different causes — from hardware failure to cyber attack, from human error to natural disaster. An insufficient or untested backup infrastructure can leave your organization facing serious operational and financial risks at a critical moment. At Datnes Bilişim we design and deploy comprehensive backup and disaster recovery solutions for physical, virtual and cloud environments with industry-leading platforms such as Veeam, Commvault, Acronis and Zerto. We determine the backup architecture best suited to your organization based on your RTO and RPO targets. Physical and virtual server (VMware, Hyper-V) backup design and deployment Cloud backup architecture (Azure Backup, AWS Backup) Microsoft 365 and SaaS application backup Disaster recovery (DR) architecture and business continuity planning 3-2-1-1 backup policy design Platform migration and backup infrastructure modernization Request a Backup Infrastructure Assessment → --- # Consulting and Support Services URL: /en/consulting-services Kategori: service Özet: IT strategy and architecture consulting, digital transformation planning, 24/7 multi-tier help desk and nationwide field response. Make the Right Decisions with Expert Guidance Technology investments create value only with the right strategy and expert guidance. The Datnes Bilişim Consulting team provides tailored services in IT strategy and roadmap, architecture design, budget optimization and compliance consulting. With our 24/7 technical support line, multi-tier help desk structure and nationwide field response capacity, we also meet your daily operational support needs. IT strategy, roadmap and architecture design consulting Digital transformation and technology budget planning 24/7 multi-tier help desk (phone, email, portal) Remote support and nationwide field response Operation of ISO 27001 processes Request a Consulting Meeting → --- # Project Services URL: /en/project-services Kategori: service Özet: End-to-end project management for network, system, security, OT and cloud migration projects using PMI methodology and an agile approach. We Deliver Your IT Projects On Time and On Budget Every IT project carries its own risks, time pressure and technical complexity. The Datnes Bilişim Project Services team manages IT projects of every scale — from network modernization to data center deployment, from security infrastructure to cloud migration — within a framework that blends PMI methodology with an agile management approach. From project scope definition to acceptance testing, from resource planning to risk management, we take on the entire project life cycle. We also provide transition-period support after delivery. End-to-end IT project management (PMI / Agile) Network, system, security and OT infrastructure projects Cloud migration and integration projects Project acceptance testing, documentation and training Post-delivery transition-period technical support Request a Project Feasibility Meeting → --- # Managed Services and Outsourcing URL: /en/managed-services Kategori: service Özet: SLA-backed 24/7 NOC monitoring, proactive infrastructure management, patch management and a flexible IT outsourcing staffing model. Hand Over Your IT Operations with Confidence Finding, training and retaining qualified IT staff is increasingly difficult. On top of that, 24/7 monitoring, proactive management and continuous optimization require a large, specialized team. The Datnes Bilişim Managed Services model takes on this burden on your behalf. From SLA-backed infrastructure management to outsourced IT staff, we meet your organization's operational needs in a flexible and cost-effective way. 24/7 NOC monitoring and proactive infrastructure management Patch management, performance optimization and reporting On-site and remote outsourced IT staff support Flexible staffing model — full-time, part-time, project-based SLA-guaranteed service levels and monthly reporting Get a Managed Services Quote → --- # Cloud Services URL: /en/cloud-services Kategori: service Özet: SLA-backed managed Azure / AWS cloud operations, 24/7 monitoring, patch management, FinOps cost optimization and cloud security. We Operate Your Cloud Environment Without Interruption The job is not done once the cloud architecture is built. Real value emerges when the cloud environment is managed correctly, its security is continuously maintained and its costs are optimized. The Datnes Bilişim Cloud Services team manages the cloud environment you have built — or designed with us — 24/7. With our Azure and AWS authorized partnerships, we deliver managed cloud operations, monitoring, patch management, cost optimization (FinOps) and cloud security services with SLA assurance. Managed Azure / AWS cloud operations 24/7 cloud infrastructure monitoring and incident management Patch, update and scaling management FinOps: cost visibility and optimization reports Cloud security auditing and compliance management Get Cloud Service Package Information → --- # Managed Backup Service URL: /en/managed-backup-services Kategori: service Özet: We manage your backup infrastructure with SLA assurance: 24/7 backup monitoring, regular restore testing, RTO/RPO compliance tracking and monthly health reports. Entrust Your Backup Infrastructure to Us Setting up a backup infrastructure is not enough; it needs to be tested, monitored and validated on a regular basis. In many organizations backups are taken but restore tests are never performed. In a real disaster, this gap cannot be made up. With the Datnes Bilişim Managed Backup Service, we monitor your backup infrastructure 24/7, proactively detect backup failures and deliver full visibility through monthly reports. You focus on your business processes — we manage the backup operation. 24/7 backup monitoring and failure alerts Regular backup verification and restore testing RTO / RPO compliance tracking and reporting Backup policy updates and capacity management Priority incident response and recovery support Monthly backup health report Get Managed Backup Service Package Information → --- ## Blog Posts --- # Software Defined WAN (SD-WAN) URL: /en/blog/sd-wan Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-07-26 Özet: A comprehensive guide to SD-WAN architecture, components and benefits. Centralized management, dynamic routing and network security solutions. SD-WAN stands for software-defined wide area network. A wide area network is a connection between local area networks (LANs) separated by a significant distance. (This can range from a few kilometers to thousands of kilometers.) The term software-defined means that the WAN is configured and managed programmatically. A Software-Defined Wide Area Network (SD-WAN) is a virtual WAN architecture that allows enterprises to securely connect users to applications by leveraging any combination of transport services, including MPLS, LTE and broadband internet services. SD-WAN uses a centralized control function to securely and intelligently direct traffic across the WAN. This results in increased application performance, delivering an enhanced user experience, increased business productivity and reduced costs for IT. SD-WAN Architecture SD-WAN uses a centralized control function that incorporates user-defined application and routing policies to deliver highly secure, dynamic, application-aware network traffic management. This control function enables optimal delivery paths across any combination of network transport types, providing flexible deployment options and an improved total cost of ownership. SD-WAN architectures have three main components: the SD-WAN Edge , the Controller and the Orchestrator : The SD-WAN Edge is where the network endpoints reside. This can be a branch office, a remote data center or a cloud platform. The SD-WAN Orchestrator is the virtualized manager for the network that oversees traffic and applies the policy and protocol set by operators. The SD-WAN Controller centralizes management and enables operators to see the network through a single pane of glass and set policy for the Orchestrator to execute. These components form the core structure of SD-WAN. In addition, there are three main types of SD-WAN architecture: on-premises, cloud-enabled and cloud-enabled with backbone. On-Premises SD-WAN is the type of architecture in which the SD-WAN hardware is located on site. Network operators can directly access and manage the network and the hardware it runs on. This makes it ideal for sensitive information that cannot be sent over the internet. Cloud-Enabled SD-WAN connects to a virtual cloud gateway over the internet, which makes the network more accessible and provides better integration and performance with cloud-native applications. Cloud-Enabled with Backbone SD-WAN connects the network to a nearby PoP, such as a data center, providing organizations with an extra layer of redundancy. What Are the Benefits of SD-WAN? Agility and Flexibility Quickly adapt to your changing business needs with flexible hybrid WAN designs that fit your requirements at the head office and across all your branches. Dynamic Routing SD-WAN provides the ability to automatically route traffic to one WAN connection or another depending on network conditions or traffic characteristics. If a WAN connection cannot provide a healthy communication medium, or to balance the traffic load, it allows the use of multiple WAN connections simultaneously. With application-aware routing, it recognizes traffic that can be sent directly over internet connections so that your business applications are delivered optimally. Multiple Connections, Multiple Transports SD-WAN gateways support hybrid WAN. This means that each gateway can have multiple connections using different transports (MPLS, broadband internet, LTE, etc.). For security, a virtual private network (VPN) is established on each WAN connection. Application Performance It optimizes the performance of your application over hybrid or internet connections with direct, highly secure access to enterprise or cloud applications. Centralized Management It provides more control over your network with visibility into the performance of your network and applications. Zero-Touch Provisioning Devices are automatically detected and configured. This simplifies deployment by reducing the time and complexity of installation. Network Security It provides a level of security by creating an integrated solution for network security, encrypting and tunneling the traffic coming to your data with cloud security options. Control Costs It provides better control over costs and capital expenditures while integrating cost-effective, scalable connectivity options such as broadband and internet into your network. --- # Setting Up a Stack (Huawei) URL: /en/blog/stack-setup-huawei Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-05 Özet: A guide to setting up a stack on Huawei switches. Adding two switches to a stack group using port connections and performing verification checks. Example of Setting Up a Stack Using Port Connections (Huawei) A stack is a network solution consisting of two or more stackable switches. Switches that operate as part of a stack group behave like a single device. As a result, the stack solution exhibits the features and functionality of a single switch while having an increased number of ports, thus simplifying network management while providing high network reliability and scalability. Why a Stack? A stack allows users to expand their network capacity without the difficulty of managing multiple devices. Stackable switches can be added to or removed from a stack group as needed, without affecting the overall performance of the stack. Depending on its topology, the stack group can continue to transfer data even if a link or unit within the stack group fails. This makes the stack group an effective, flexible and scalable solution for expanding network capacity. This article covers adding two Huawei-brand switches to a stack group and performing the verification checks. Defining the Switch Stack Ports SWITCH_1 [SWITCH_1]interface stack-port 0/1 [SWITCH_1-stack-port0/1]port interface xGigabitEthernet 0/0/1 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_1-stack-port0/1]quit [SWITCH_1]interface stack-port 0/2 [SWITCH_1-stack-port0/2]port interface XGigabitEthernet 0/0/2 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_1-stack-port0/2]quit SWITCH_2 [SWITCH_2]interface stack-port 0/1 [SWITCH_2-stack-port0/1]port interface XGigabitEthernet 0/0/1 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_2-stack-port0/1]quit [SWITCH_2]interface stack-port 0/2 [SWITCH_2-stack-port0/2]port interface XGigabitEthernet 0/0/2 enable Warning: Enabling stack port cause configuration loss on the interface, continue?[Y/N]:y Info: This operation may take a few seconds. Please wait for a moment... [SWITCH_2-stack-port0/2]quit Defining the Switch Priority Values and Stack IDs SWITCH_1 [SWITCH_1]stack slot 0 priority 200 Warning:Please do not frequently modify Priority, it will make the stack split! continue?[Y/N]:y SWITCH_2 [SWITCH_2]stack slot 0 renumber 1 Warning: All the configurations related to the slot ID will be lost after the slot ID is modified. Please do not frequently modify slot ID, it will make the stack split. Continue?[Y/N]:y Info: Stack configuration has been changed, need reboot to take effect. Physically Activating the Stack Configuration All switches to be added to the stack group are powered off. The stack cables are connected and all switches are powered on one by one. Performing the Verification Checks display stack Stack topology type: Ring Stack system MAC: 845b-123a-1132 MAC switch delay time: 10 min Stack reserved vlan: 4093 Slot of the active management port: -- Slot Role Mac address Priority Device type ----------------------------------------------------- 0 Master 845b-123a-1132 200 S5700-28X-PWR-LI-AC 1 Standby 845b-123a-1102 100 S5700-28X-PWR-LI-AC --- # Cisco Digital Network Architecture (DNA) URL: /en/blog/cisco-dna Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-07-26 Özet: Comprehensive information about Cisco DNA Center: network management, automation, virtualization, analytics, security and cloud integration features. Cisco Digital Network Architecture (DNA) Cisco DNA Center is a complete management and control platform for the network, designed by Cisco. This single, extensible software platform includes integrated tools for network management, automation, virtualization, analytics and assurance, security and IoT connectivity. Launched by Cisco in the summer of 2017 toward building an intuitive network, IBN (Intent-Based Networking) technology includes significant improvements for managing campus and branch networks. Cisco DNA encompasses Cisco's overall strategy for enterprise network design, deployment and operation. Policy Cisco DNA provides a robust environment in which network architects and administrators can define and deploy policies network-wide, end to end. These can include QoS policies to provide application prioritization, security policies that control user and service access, or policies for collecting network data for capacity planning and problem identification/remediation. Policies within Cisco DNA are generally expressed at the intent level and then translated into the appropriate device-level configurations through tools such as Cisco DNA Center. Automation Cisco DNA's automation capabilities provide an understanding of the device families present in the network, the roles of the devices and the overall topology of the network. Automation realizes the deployment intent set by IT teams and translates it into the standardized, automated configurations pushed to network devices. Cisco DNA Center applies simplified but powerful automation capabilities for the enterprise network. Analytics and Assurance Analytics enables Cisco DNA to collect relevant data from the network, store it in highly efficient industry-leading databases, and use intelligent algorithms to correlate this data. From this, conclusions can be drawn, problems detected and remediation applied to ensure that the intent specified by the end user is actually realized. Cisco DNA Assurance allows the network administrator to easily consume the large amount of data generated by the enterprise network. This data is aggregated and transformed into an easy-to-understand form to identify problems, determine the root causes of those problems, and guide remediation efforts as the problems are resolved. Virtualizations Virtualization allows network services to be deployed on a physical (device) or virtual (software) basis, as determined by the network administrator. By leveraging virtualization, core capabilities can be designed, deployed and managed faster in various locations across the Cisco DNA-based network system. Virtualization provides flexibility and increases deployment speed, making network deployment and organization more agile. Programmable Infrastructure Programmable Infrastructure encompasses two important features in a Cisco DNA deployment. First, network elements can incorporate flexible hardware components. An example of this is the Catalyst 9000 switches, which leverage the UADP (Unified Access Data Plane) ASIC (essentially the heart of the switch platform). The UADP is flexible and can be adapted to new protocols and encapsulations over time through a simple software upgrade. This allows even brownfield devices based on UADP (such as the Catalyst 3850) to be upgraded to support new market-leading solutions such as Software-Defined Access, and to implement new and more advanced capabilities in a simplified manner. In addition, Cisco DNA-enabled network devices and functions leverage a set of API (Application Programming Interface) frameworks that enable simplified interaction between devices. Selected sets of these APIs can then be routed both northbound and southbound from network and management elements, supporting custom use cases and the integration of different systems. Cloud Integration Cloud integration allows Cisco DNA functions to integrate with cloud-based components as well as on-premises components. By leveraging the best of cloud integration and on-premises deployments, Cisco DNA enables the organization to benefit from the advantages of cloud-based services, including simplified integration, rapid deployment and consistent service across the enterprise. Security Finally, all functions deployed on the network must incorporate a secure approach, both for the device itself and for its deployment and usage methods. In today's enterprise network, an inherently secure system is the key to the organization's continuous operation. To this end, the Cisco DNA approach incorporates security at every level within the system, and in every device and solution deployed. --- # 802.1X Concepts and Configuration URL: /en/blog/cisco-802-1x Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-07-26 Özet: Detailed information about the IEEE 802.1x authentication standard concepts, operating principle and basic configuration steps on Cisco devices. The IEEE 802.1x standard was developed to provide a method for authenticating the identity of devices attempting to access a switch port. In most organizations, access to a switch port provides access to the internal network and, along with it, a direct connection to multiple resources that require a high level of security. The 802.1x standard is one of the technologies that can be used to provide security in these situations. The standard provides a method that allows traffic to be sent and received over a switch port after an authentication sequence has been performed. The authentication information is processed by a central authentication server. Once this process is successful, the port will allow traffic normally. Concepts As shown in Figure 1, there are some basic roles defined in the 802.1x standard: Supplicant: The endpoint device that requests access to the network. Authentication Server: The device used to perform the actual authentication of the supplicant. The authentication server verifies the supplicant's credentials and informs the authenticator to open the switch port when authentication is successful. Authenticator: The device that directly controls the switch port to which the supplicant is connected. The authenticator acts as an intermediary between the supplicant and the authentication server. It forwards the supplicant's authentication requests to the authentication server. When authentication is successful, it allows the supplicant access to the network. Figure 1 How Does It Work? The authenticator device, located between the supplicant and the authentication server, sends an EAP-Request/Identity packet to the supplicant, asking it to identify itself. The supplicant responds with an EAP-Response/Identity packet that identifies itself. This packet is encapsulated and sent to the authentication server. The authentication server issues a challenge to the authenticator device. The authenticator device encapsulates this packet with EAPOL and sends it to the supplicant. The supplicant responds to this challenge through the authenticator device. If the supplicant has the required user definition and rights, access is granted through the authenticator packets that the authentication server sends to the authenticator device. Figure 2 With the 802.1x protocol, identity verification is performed for three purposes: Authentication: Granting the supplicant the right to access the system, program or network. Authorization: Confirming the identity of the device or user on servers, switches or routers. Accounting: The process performed to track what any user does and to monitor user actions. Each switch port configured as an 802.1x authenticator can be in one of two states, authorized or unauthorized, as shown in Figure 3. Figure 3 An unauthorized switch port allows only three types of traffic: EAPOL (used for authentication) CDP STP Once authentication is performed successfully, all traffic is allowed. The authentication traffic between the supplicant and the authentication server takes place via EAP (Extensible Authentication Protocol). EAP is not an authentication method but a transport protocol. With EAP, the traffic generated during authentication is transmitted in an encrypted manner. The EAP packet is forwarded to the authenticator encapsulated within an EAPOL packet. Between the authenticator and the authentication server, the packet is re-encapsulated and transmitted within a RADIUS packet. There are many EAP methods that can be used for authentication: EAP-MD5: A method that provides minimal security via a hash method. Identity verification is not mutual. Since no mutual key exchange is provided, it is vulnerable to dictionary attacks. LEAP (Lightweight Extensible Authentication Protocol): A Cisco-proprietary protocol that provides mutual authentication to verify a user. The LEAP method uses username/password verification and WPA key exchange. Because this method does not have very strong security, Cisco recommends either using very complex passwords or using methods such as EAP-FAST, PEAP or EAP-TLS. EAP-TLS: Provides two-way authentication. A digital certificate must be present on both the server and user side. EAP-TTLS: Uses a TLS tunnel between the authentication server and the supplicant, and has a second tunnel encapsulated within the first to encapsulate different EAP methods such as PEAP. Unlike EAP-TLS, EAP-TTLS does not require both the supplicant and the authentication server to be authenticated. EAP-FAST: Developed by Cisco. It is designed for organizations that use strong passwords and seek a method that does not rely on digital certificates. Configuration On Cisco devices, there are three different IEEE 802.1x switch port states you can choose from: Auto: In this state, the port will start in an unauthorized state and only EAPOL, CDP and STP traffic will be allowed. After authentication is performed, all other traffic will be allowed. Forced-Authorized: In this state, IEEE 802.1x is essentially disabled because all traffic is allowed. This is the default port state. Forced-Unauthorized: In this state, the port ignores all traffic, including authentication requests. As can be understood from the states mentioned above, in the IEEE 802.1x standard we should configure the port state as auto. There are a number of different ways IEEE 802.1x can be configured. This article shows the commands required for a basic configuration on Cisco devices. Enter privileged mode. switch>enable Enter global configuration mode. switch#configure terminal Enable IEEE 802.1x globally. switch(config)#dot1x system-auth-control Enable AAA. switch(config)#aaa new-model Enable IEEE 802.1x AAA authentication. switch(config)#aaa authentication dot1x default group radius Enter interface configuration mode. switch(config)#interface interface x Configure the switchport mode for access. switch(config-if)#switchport mode access Configure the port to operate as an IEEE 802.1x authenticator. switch(config-if)#dot1x pae authenticator Configure the switchport IEEE 802.1x state. switch(config-if)#authentication port-control [auto | force-authorized | force-unauthorized] --- # Reducing the IT Workload with PaaS and IaaS URL: /en/blog/paas-iaas Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-09 Özet: Discover how PaaS and IaaS cloud services reduce the IT workload, the future of serverless computing and the flexibility of infrastructure management. PaaS , the Platform as a Service model, is a model that eliminates the need for infrastructure (physical servers, data storage units, operating systems, etc.) and allows you to manage only on the application management side. This means you do not have to deal with operations such as procuring server resources, capacity increases and maintenance, and you manage the operating systems installed on the servers allocated to you in a data center. Although it is not yet very widespread, on the IT side, with such investments not being made all at once and the service being received uninterrupted and with high quality, its importance will increase in the coming periods and the use of PaaS will become widespread. IaaS , the infrastructure service that is the Infrastructure as a Service model, is the most fundamental service of cloud computing. In this model, virtual servers are created and delivered to system administrators, and all other operations are performed by the system administrators to keep the system running. With IaaS, system administrators who have a flexible structure on the infrastructure side can increase and decrease server resources at any time, regardless of resource status, and manage the structure flexibly. In the future, as the importance of data centers grows, individual server procurement will no longer be carried out, and even with their quality and redundant network infrastructures, "Serverless Computing" will come to the fore thanks to IaaS or PaaS services. --- # RecoverPoint for Virtual Machines URL: /en/blog/recoverpoint-for-virtual-machines Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-13 Özet: Local and remote replication, continuous data protection and disaster recovery solutions in a VMware environment with RecoverPoint for Virtual Machines. RecoverPoint for Virtual Machines RecoverPoint for VM provides local replication or replication of the virtual servers in your Production environment to a Disaster environment. It protects your virtual servers with local or remote replication so they can be recovered in the event of a disaster. It provides local and remote replication with continuous data protection for per-VM recovery at any point in time. It supports both virtual disk types: VMDKs and RDMs. The following shows the architecture components: a VMware vCenter plug-in, a RecoverPoint write splitter embedded in the vSphere hypervisor, and RecoverPoint virtual appliances, all fully integrated within a VMware ESXi server environment. The splitter is installed into each ESX server that will host the VMs you want to protect and replicate. The splitter communicates with the RecoverPoint virtual appliances for local replication within the same ESX cluster or located at the Disaster site. The splitter splits the write IOs to a VM's VMDK/RDM and sends a copy to the production VMDK and to the RecoverPoint cluster that is to be replicated. The RecoverPoint for VM servers do not need to reside on the same ESX server or cluster as the VMs to be replicated. Advantages Provided by RecoverPoint for VM Enables Continuous Data Protection for any-point-in-time recovery to optimize RPO and RTO. Provides recovery consistency for interconnected servers. Provides synchronous or asynchronous replication policies. Reduces WAN bandwidth consumption and makes the best use of available bandwidth by using compression and deduplication. Provides replication to multiple branches. While providing replication from one site to 4 different Disaster environments or from 4 different sites to 1 Disaster environment, it offers the ease of managing them from a single screen. In the event of user errors, it allows the selected recovery point to be restored from the Disaster environment to the production environment in a very short time. When the cloud becomes a more important part of your DR strategy, it provides replication on Azure, AWS and VMware Cloud. --- # Hyper-Converged Architecture URL: /en/blog/hyper-converged-architecture Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-10 Özet: Hyper-converged architectures are modern data center solutions that integrate server, storage and networking to provide ease of management and scalability. Hyper-converged infrastructure is a unified system that houses compute, storage and networking technologies in a single system. To efficiently integrate and use multiple hardware layers, hyper-converged systems leverage a combination of virtualization using hypervisors such as VMware, Hyper-V, KVM and Citrix, and SAN management controllers or SAN controllers. Hyper-converged architectures are architectures that generally emerged as a result of the development of converged structures. Hyper-converged architectures integrate server, storage, network, hardware and software with each other and enable the version with minimized incompatibilities to be managed through a single interface. A hyper-converged system can be a fully integrated hardware appliance, or it can be purchased as standalone software (VMware vSAN, Proxmox, etc.) that can be installed on x86 servers. Business owners can benefit from all the features of hyper-converged technology with either type of solution. Benefits of Hyper-Converged Architecture Data Center Consolidation Replace hardware servers, storage arrays and network switches with a single, easy-to-manage, highly scalable and cost-effective solution. Flexibility Keep up with today's dynamic digital world by scaling and evolving within your current needs, with the ability to expand your infrastructure horizontally and vertically. Simplicity Simplify virtual NAS, SAN and S3 object storage provisioning and storage utilization, and control your storage infrastructure effectively. Cost Effectiveness Reduce the cost implications of data center optimization and of acquiring and maintaining traditional hardware infrastructure. Achieve a better TCO and return on investment with hyper-converged technology. Agility Provision storage rapidly, accelerate workloads and speed up the performance of mission-critical applications such as MySQL, NoSQL and other relational databases. Data Protection By creating server-based data protection policies within the framework of policies you define yourself, you can be prepared for disaster situations. --- # Today's Wireless Network Need: WiFi 6 URL: /en/blog/wifi-6 Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-17 Özet: Detailed information about the advantages of WiFi 6 technology. Its differences from WiFi 5, QAM technology and enhanced coverage features. Today, the need for wireless on all devices has become mandatory, and with this need, the number of wireless networks in any given location has begun to increase. While modems used to have no wireless option, today there is almost no modem without a wireless feature. In addition, smartphones, wireless cameras, wireless mobile devices and sensors in enterprise locations are among the devices that require a wireless network. In addition, along with the growing number of devices, the multimedia technologies that have developed also require broadband. Due to broadband, low latency, a high number of channels and lower power consumption, the WiFi 6 standard has now begun to spread. In the WiFi 5 standard, packets were queued in multi-communication by being transmitted to clients sequentially. This sequential sending process caused partial delays in the packets. However, with WiFi 6 technology, different packets are transmitted to clients simultaneously, reducing delays so that all packets are transmitted within a single transmission period. We will continue to share more advanced QAM technology, expanding coverage and many technical details. Are You Ready for WiFi 6? For detailed information, you can contact us to ask your questions and see the structure in demo and PoC environments. info@datnes.com --- # OSI Model & TCP/IP Model URL: /en/blog/osi-model-tcp-ip-model Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2022-11-16 Özet: Learn about OSI Model (7 layers) vs TCP/IP Model (4 layers). Understand physical, data link, network, transport, session, presentation, and application layers in detail. OSI Model Layers The OSI Model does not vary according to any type of hardware or computer network. The standard is unique and applied unchanged. As the ISO standard is divided into seven layers, these seven layers are specified as follows. For data transmission both within and outside the network, data must pass through each layer within the rules set. In each layer it passes, certain tasks are loaded on the data. Each layer receives a separate header when data is sent. When the data reaches the other computer, it travels from the hardware layer (physical layer) to the application layer according to these headers. When it reaches the latest application tier, the data will have reached the counter computer. 1. Physical Layer It is the layer where the data connection is transmitted as electrical signals. The answer to the question of how we are connected to the network is determined in this layer. The physical layer is the actual NIC and Ethernet cable. It defines the relationship between a device and the means of transmission (such as fiber, copper, radio signal) connected to this device. It also explains these transfer modes such as simplex, half duplex, full. The resolution of bits occurs on this layer. The dissolved bits are also sent as digital or analog signals. In general, raw data is processed in this layer. No information such as the type or destination of the data is looked at. 2. Data Link Layer It is defined as the data link layer where data transfer between endpoints is provided. It is known as the layer where we receive the MAC address of our wired or wireless ethernet card and where the ARP protocol works. It detects errors that may occur in the physical layer and is the layer where these errors are corrected as much as possible. On this layer, the protocol that allows to establish and terminate the connection between two physically connected devices is defined. 3. Network Layer The network layer enables the transfer of a data packet from one network node to another network node. In this layer, data begins to be transported as packets. Thanks to this layer, data is routed through the router. Switching and routing devices work in this layer. The network layer covers situations where information is added to the data packet that routers will use when it needs to be sent to a different network. The network layer is the layer where the IP address is defined to devices. It is also the layer where the IP address of the opposite system is determined. In this layer, the best way is chosen for a data that takes action to reach its goal. In general, the shortest way is preferred. This process is called Routing and the device that does this process is called a Router. The router aims to make the best choice of way with the simplest description and to reach the opposite system as soon as possible. At this layer, it translates the logical network address to a physical machine address. If the size of the data transmitted from one node running at the network layer to another node operating at the data link layer is too large, the network divides the data into several parts, sends the fragments separately, and reassembles those fragments at the node to which it is sending. There is no guarantee that data transmission will be performed securely at the network layer. 4. Transport Layer It is defined as a transport or transmission layer. The transport layer packages the data it receives from the application layer. Packaging is the whole process of dividing big data into small data. The transport layer is responsible for the fragmentation and assembly of packets and the security of error control. If the packet encounters an error, it is sent again. It is the layer where the packet is checked whether it goes to the opposite side or not, and it is known as the layer where the port separation is made and which port is listening to which application. The transport layer divides the data from the upper layers into network packet-sized chunks. TCP, UDP, SPX protocols work in this layer. These protocols also perform some tasks, such as error checking. In this layer, data is moved in segments. Examples of protocols at the transport layer are TCP and UDP. Thanks to the fact that the protocol is link-based, the transport layer uses buffering, congestion avoidance and windowing methods to prevent the loss of packets sent by breaking them into pieces. 5. Session Layer The session layer controls the connections between devices. Establish, manage, or terminate local and remote connections. The session layer is often used in application environments that use remote procedure calling. Examples of services used in this layer are SQL, Netbios, NFS. At the session layer, the connection on the two computers is made, used, and terminated. When a computer communicates with multiple computers at the same time, it ensures that it can communicate with the correct computer as needed. In this layer, the data to be sent to the presentation layer is separated from each other by different sessions. Protocols such as NetBIOS, RPC, Named Pipes, and Sockets operate at this layer. 6. Presentation Layer The presentation layer provides the communication environment between entities in the application layer. The most important task of the presentation layer is to translate the data sent in a way that can be understood by the opposite computer. In this way, it is possible for different programs to use each other's data. The presentation layer sends the data to the application layer, and then arrangements are made to the structure and format of the data in this layer. The format of the data is determined. In addition, the encryption, opening and compression of the data are performed on this layer. GIF, JPEG, TIFF, EBCDIC, ASCII work on this layer. The presentation layer transforms data into a state that applications accept. This layer formats and encrypts the data so that it is sent across the network. 7. Application Tier The application layer provides an interface between the computer application and the network. It is the layer that is closest to the end user and deals with the data that comes in front of the user. Interacts with the software, with the application. It is the only layer among the OSI layers that does not provide service to other layers. This layer actually satisfies the requirement of computer users. SSH, telnet, FTP, TFTP, SMTP, SNMP, HTTP, DNS protocols and browsers work on this layer. When deciding on resource availability, the application layer decides whether the network is sufficient or whether the desired connection exists. This tier supports application and end-user operations. User authorization and privacy are considered. TCP/IP Model Layers 1. Physical Layer In the TCP/IP model, this layer is formed by combining layers 1 and 2 in the OSI Model, that is, the physical and data layers. All the operations of these layers are aggregated in the physical layer as the first layer in the TCP/IP model. 2. Network Layer In this layer, the OSI model 3rd network layer operations are done in the same way. In the TCP model, this section is considered the second layer. As in the OSI model, data begins to be transported as packets as it resides at the network layer. 3. Transport Layer Operations in the transport layer work in the same way as the OSI model 4th transport layer. The transport layer is considered the third layer in the TCP/IP model. The transport layer is also a stand-alone layer in the TCP/IP model. Packages the data it receives from the application layer. 4. Application Tier It covers layers 5, 6 and 7 in the OSI model. In this layer known as Application, the Session, Presentation and Application layers that we have listed in the OSI model are combined and collected in this layer. Key Differences Between TCP/IP and OSI Model OSI has 7 layers, whereas TCP/IP has 4 layers. The OSI Model is a logical and conceptual model that defines network communication used by systems open to interconnection and communication with other systems. On the other hand, TCP/IP helps you to determine how a specific computer should be connected to the internet and how you can be transmitted between them. OSI header is 5 bytes, whereas TCP/IP header size is 20 bytes. OSI refers to Open Systems Interconnection, whereas TCP/IP refers to Transmission Control Protocol. OSI follows a vertical approach, whereas TCP/IP follows a horizontal approach. In the OSI model, the transport layer is only connection-oriented, whereas the TCP/IP model is both connection-oriented and connectionless. OSI model is developed by ISO (International Standard Organization), whereas TCP Model is developed by ARPANET (Advanced Research Project Agency Network). OSI model helps you to standardize router, switch, motherboard, and other hardware, whereas TCP/IP helps you to establish a connection between different types of computers. --- # Intent-Based Networking — Cisco DNA URL: /en/blog/intent-based-networking-cisco-dna Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-17 Özet: Learn about Intent-Based Networking and Cisco DNA Center: an intelligent network automation platform with 4 core operating principles for enterprise network management. Intent-Based Networking is network software that helps increase network availability and plan and put networks into operation. Intent-Based Networking has 4 core functions and was first announced by Cisco. Intent-Based Networking also features machine learning and network orchestration systems for network automation and for configuring the appropriate settings before actions are applied. This reduces complexity within the network and makes management easier. IBNs receive rules as a series of commands, and are responsible for evaluating the rules and processing and arranging them into the system with the most appropriate configuration at the most appropriate time. IBNs essentially have 4 operating principles: Translation and Validation Activation Network State Dynamic Optimization Under this framework, Cisco has made the DNA Center application available and adapted it to work integrated with its existing product range. Cisco DNA Center begins to manage the structure with automation by sharing the information it collects from the network infrastructure with other platforms. In the event of any problem, it tries to solve the problem by leveraging its solution-generating mechanism thanks to its algorithms, and at the point where it cannot generate a solution, it informs the network admin and provides a report. For detailed information, you can contact us to ask your questions and see the structure in demo and PoC environments. info@datnes.com --- # 802.1X Network Access Control and Cisco ISE — Identity Services Engine URL: /en/blog/cisco-ise-identity-services-engine Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-17 Özet: Information about 802.1X network access control and Cisco ISE — Identity Services Engine: device authentication, authorization and threat prevention in enterprise networks. 802.1x is a standard that allows devices to be admitted to and authorized on the network by performing access control on LAN connections. It can be applied in wired and wireless environments. We covered 802.1x, the IEEE standard also known as dot1x, in our previous articles. In this article, we will focus on ISE — Identity Services Engine, which is where Cisco specifically provides service in this area. Cisco ISE acts in the role of authentication server and is used to authenticate and authorize devices or users. Because Cisco ISE can connect directly to directories such as Active Directory and LDAP, it can be easily integrated if such common management directories are used in user environments. Beyond just authenticating wired and wireless devices within the LAN, Cisco ISE can perform device administration (TACACS+), VPN user authentication and authorization (pxGrid), and in the event of any anomaly, it immediately shuts down the port with CoA support and quarantines the relevant device or user, cutting off threats from accessing the network in the very first moment. For detailed information, you can contact us to ask your questions and see the structure in demo and PoC environments. info@datnes.com --- # Two-Factor Authentication and Its Importance URL: /en/blog/two-factor-authentication Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2021-08-09 Özet: What is two-factor authentication (2FA) and how does it work? Learn about multi-factor authentication methods that enhance password security. Today, with passwords having become very important, username, email account and password verifications are used in many places. To make it easy, most people set a single password and use the same password for all their accounts. However, this brings with it a very significant security vulnerability. With easily guessable, person-specific passwords such as dates of birth, it has become very easy to access accounts. In particular, password entries made from a device that hosts malicious software can be detected very easily. Two-Factor Authentication (2FA) makes account access more secure through a multi-factor authentication method, with a second or third verification. It is a system that, when a user wants to access their account, requires at least two or more types of verification to authenticate the user's identity, adding an extra security step in between and thereby enhancing account security. How Does Two-Factor Authentication Work? This security system is based on the "something you know + something you have" principle. Here, "something you know" is your password and "something you have" is your mobile phone or physical authentication device. When the system detects that a login is being made by an unverified device, after the password you know is entered, it matches it with the code generated by the asset you have, understands that you are the correct person, and grants login access. These operations, which used to be done with the help of a hard token, can now be easily performed via a mobile phone. As an example of a hard token, "Gemalto" can be mentioned, and as an example of a soft token used on mobile phones, "Google Authenticator" can be cited. --- # Secure Access with Zero Trust and ZTNA URL: /en/blog/zero-trust-ztna-secure-access Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-02 Özet: Fundamentals of modern enterprise secure access with Zero Trust architecture, ZTNA, MFA, PAM and IAM — and how it differs from VPN. With the rise of remote work, cloud applications and mobile devices, the classic "internal network is safe, external network is dangerous" approach has completely lost its validity. Employees connect from home, co-working spaces or the field; applications run in the cloud rather than the corporate data center; partners and suppliers access corporate resources. In this picture there is no clear "perimeter" left to defend. Security must now rest on identity and context rather than the network boundary. What Is Zero Trust? Zero Trust is a security architecture built on the principle of "never trust, always verify". No user, device or application is automatically trusted just because it is inside the network. Every access request is re-verified by evaluating signals such as the user's identity, device health, location, time and risk score. Verification is not one-off but continuous throughout the session; when risk rises, access can be restricted instantly. This approach rests on three core principles: verify explicitly (check identity and authorization using all available signals), least privilege (grant users only the access they need) and assume breach (accept that a breach can happen at any time, so segment and monitor). Why Does the Traditional VPN Fall Short? The traditional VPN model grants a user broad access to the entire corporate network once they are authenticated. This means that when an attacker compromises a single user's credentials, they can move laterally through the network freely. A large share of ransomware attacks feeds on exactly this "flat network" structure: an attacker entering through one endpoint reaches servers within minutes. ZTNA: Application-Level, Invisible Access ZTNA (Zero Trust Network Access) connects the user not to the network but only to the specific application they are authorized for. Applications are not exposed to the internet; they cannot be scanned or discovered directly. They become visible only to a session whose identity and device have been verified. This dramatically shrinks the attack surface and largely eliminates lateral-movement risk. ZTNA also improves user experience: because the connection is application-based, it is faster and smoother. Holistic Access Security Layers Zero Trust is not a single product but a set of complementary layers: MFA (Multi-Factor Authentication): The first and most effective defense against credential theft, working on the "something you know + something you have" principle. IAM (Identity and Access Management): Manages who can access which resource through central policies and automates access during onboarding/offboarding. PAM (Privileged Access Management): Monitors admin accounts, records sessions and limits privileges — because these accounts are the most valuable target. ZTNA: Application-level, least-privilege secure access. How Should the Transition Be Planned? The move to Zero Trust does not happen overnight; it is a phased journey. First, critical applications and privileged accounts are identified, then the identity infrastructure (IAM + MFA) is strengthened, then remote access is modernized with ZTNA, and finally network segmentation and micro-segmentation are applied. Visibility and monitoring are essential at every step, because every verified access must also leave an auditable record. Device Health and Conditional Access One of the greatest strengths of Zero Trust is that it bases the access decision not only on identity but also on context. Through conditional access policies, signals such as whether the device is enrolled in corporate management, runs an up-to-date operating system, has disk encryption enabled and a healthy antivirus state are evaluated. A request from an unhealthy device can be denied, restricted or subjected to additional verification. Location and behavior are likewise taken into account: sign-in attempts from an unusual country, at an unusual hour, or from two different geographies in a short time raise the risk score and automatically trigger extra security steps. This keeps the user experience smooth in low-risk situations while security kicks in when risk is present. Common Misconceptions About Zero Trust The first misconception is that Zero Trust is about "buying and installing a single product". In reality Zero Trust is not a product but an architecture and strategy — a holistic approach spanning the identity, device, network, application and data layers. The second misconception is that the transition requires completely replacing existing systems; in fact it can be built incrementally on top of existing investments. The third and perhaps most common misconception is the fear that Zero Trust will slow users down. When designed correctly the opposite is true: thanks to single sign-on (SSO), smart conditional access and application-based connectivity, users work faster with fewer obstacles. In modern architecture, security and usability are complements rather than rivals. A Step-by-Step Zero Trust Roadmap The move to Zero Trust is a phased program planned around the organization's maturity. In the first phase, visibility and inventory are established: which users, which devices and which applications exist? Without mapping who accesses what, it is impossible to write policy. In the second phase the identity foundation is strengthened; single sign-on (SSO) and multi-factor authentication (MFA) are made mandatory across all critical applications. In the third phase privileged accounts are protected with PAM, because these accounts are attackers' main target. In the fourth phase remote access is moved from VPN to ZTNA and applications are taken off the public internet. In the fifth and continuous phase, micro-segmentation, continuous monitoring and risk-based conditional access are introduced. Each step delivers a measurable security gain, so the program advances through value-producing increments rather than "all or nothing". Measurable Benefits A well-implemented Zero Trust program produces concrete results: a marked reduction in breaches tied to credential theft, a smaller surface for ransomware to spread on, easier audit and compliance processes, and safer, faster access for remote teams. All of this both lightens the security team's load and increases business agility. In short, Zero Trust is not just a defense; it is an enabler that safely accelerates the digital way of working. Industry Application Examples Zero Trust is implemented with different priorities from sector to sector. In finance, privileged access management and transaction-based verification come to the fore; in healthcare, limiting access to patient data on a role and context basis is critical. In manufacturing, strict control of access to OT networks and isolation of supplier connections take priority. In the public sector, KVKK compliance and protection of citizen data are the main drivers of Zero Trust investment. The common point is the same in every case: access is a privilege based on identity and context, continuously verified and granted on a least-privilege basis — not a default right. That is why Zero Trust projects are designed not with "one-size-fits-all" solutions but according to the organization's sector risk profile and existing infrastructure. Choosing the right starting point is the key to producing value quickly. At Datnes Bilişim, within Secure Access Solutions and Cyber Security Solutions , we implement a Zero Trust roadmap tailored to your organization end to end. --- # 24/7 Threat Detection and Response with SOC and XDR URL: /en/blog/soc-xdr-threat-management Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-06 Özet: How 24/7 threat monitoring, correlation, incident response and endpoint security work with a SOC and XDR. Modern cyber attacks are not single-point events but multi-stage operations that target the endpoint, email, identity, network and cloud at the same time. When alerts from individual products are examined in isolation, the real attack scenario is fragmented and missed. Two concepts stand out here: SOC as a process and XDR as a technology. SOC: Continuous Vigilance and Operations The Security Operations Center (SOC) is the combination of people, process and technology that monitors, analyzes and responds to all of an organization's security events 24/7. The goal is to detect and stop an attack before damage occurs. The key performance indicators of a mature SOC are mean time to detect (MTTD) and mean time to respond (MTTR). The shorter these times, the narrower the attacker's room to maneuver. A SOC operates with a three-tier analyst structure: tier one (L1) triages alerts, tier two (L2) performs in-depth analysis, and tier three (L3) carries out threat hunting and forensic investigation. This structure filters out noise and keeps focus on real threats. XDR: The Power of Correlation In the traditional approach each security product produces its own alert; a SIEM collects them, but the analyst drowns among thousands of warnings. XDR (Extended Detection and Response) automatically correlates endpoint, network, identity, email and cloud signals on a single platform. When events that seem meaningless on their own are combined, a multi-stage attack chain (kill chain) emerges. For example: a phishing email to a user, followed by a suspicious sign-in, then an unusual PowerShell command on an endpoint, and finally a connection attempt toward a server — each of these looks low-priority on its own. XDR links them into a single incident and presents it as a high-priority, actionable threat. End-to-End Response As important as detection is fast and accurate response. A modern SOC/XDR setup offers these capabilities: Automatically quarantining a suspicious endpoint and terminating sessions Proactively hunting hidden threats that have not yet triggered an alert Consistent, fast action through defined incident response playbooks Determining the root cause and impact of an attack through forensics People, Process and Technology Together Even the best technology falls short without the right process and expert team. Security is a loop that must be kept alive with regular reporting, threat-intelligence feeds, continuous rule tuning and drills. Compliance requirements (ISO 27001, KVKK, BRSA) are also an inseparable part of this process. The Difference Between SIEM and XDR Many organizations have used a SIEM (Security Information and Event Management) for years. A SIEM collects logs from different sources and generates alerts based on rules; it is powerful but requires intensive rule writing, tuning and expertise to work correctly. Misconfigured, it produces thousands of false positives and exhausts analysts. XDR, on the other hand, is based on cross-product telemetry and behavioral analysis rather than logs, and largely automates correlation. In practice SIEM and XDR complement each other: XDR accelerates detection and response, while the SIEM meets broad log retention and compliance needs. Threat Intelligence and SOAR Automation An effective SOC must be fed from the outside world. Threat intelligence provides up-to-date information on known malicious IPs, domains, malware signatures and attacker tactics. Combined with XDR, this intelligence can block threats that have not yet reached the organization. SOAR (Security Orchestration, Automation and Response) automates repetitive response steps: when a phishing email is detected, automatic removal from all affected users, blocking the sender address and opening an incident record all happen within seconds. Does Your Organization Need a SOC? The answer is largely "yes", because attacks now target organizations of every size, not just large companies. However, building your own 24/7 SOC requires significant cost in terms of finding qualified analysts, managing shifts and continuous training. This is where the managed SOC (SOC-as-a-Service) model stands out: an expert team and mature technology infrastructure are offered as an SLA-backed service at a fraction of the cost of building your own team. SOC Maturity Levels Not every SOC is the same; maturity is a journey. At the entry level there is basic log collection and manual review. At the developing level, correlation, defined response playbooks and regular reporting come into play. At the mature level, proactive threat hunting, automation (SOAR), threat-intelligence integration and a continuous improvement loop are in operation. Organizations climb these steps in order; each step produces measurable value by shortening detection and response times (MTTD/MTTR). The most critical element raising maturity is the feedback loop: lessons drawn from every real incident and every drill feed back into improving rules and playbooks. This way the SOC becomes not a static installation but a living structure that evolves with the threat landscape. AI-Assisted Analysis and the Human Balance Modern XDR platforms detect behavioral anomalies with machine learning and bring only high-probability, prioritized incidents to analysts. This reduces alert fatigue and lets experts spend their valuable time on real threats. But AI alone is not enough; the human expert who interprets context, makes the decision and understands the attacker's intent is indispensable. The most effective security combines the speed and scale of automation with human intuition and experience. Datnes Bilişim's managed SOC model strikes exactly this balance: mature technology, an expert team and an SLA-backed process. Compliance, Reporting and Management Visibility The value of a SOC is not limited to technical detection; it also provides visibility that gives confidence to management and regulators. Frameworks such as ISO 27001, KVKK and BRSA require documenting the record of security events, response times and corrective actions. A mature SOC produces these records automatically, so audits become not a nightmare but a routine reporting exercise. Regular management reports present, in plain language, the number of threats detected, average response times, the most frequent attack types and areas for improvement. This shows the concrete return on security investment and supports budget decisions with data. Security is manageable when it is visible; and when it is manageable, it can be improved. One point worth remembering is cost effectiveness: early detection significantly reduces the cost of downtime, data loss and reputational damage that a breach would cause. A SOC and XDR investment is therefore not an expense item but insurance that protects business continuity. Datnes Bilişim sets up, operates 24/7 and continuously improves your SOC and XDR processes through Cyber Security Solutions and Managed Services . --- # Bringing Cloud Costs Under Control with FinOps URL: /en/blog/cloud-cost-optimization-finops Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-10 Özet: Cloud cost visibility, resource optimization, reservations/savings plans and waste reduction with FinOps. Practical tips for Azure and AWS. Cloud computing offers the freedom to scale on demand and operational agility. But this flexibility, if not managed well, can turn into surprise and ever-growing bills at month-end. In traditional IT hardware is bought once; in the cloud, every minute generates spend. This is exactly where FinOps comes in. What Is FinOps? FinOps (Cloud Financial Operations) is a culture and practice that makes cloud spend a shared responsibility of finance, engineering and business units. The goal is not to cut costs but to ensure every dollar spent turns into business value. FinOps works as a three-phase loop: Inform , Optimize and Operate . 1. Inform: Visibility First You cannot optimize what you cannot measure. The first step of FinOps is enabling every team, project and service to see how much it spends transparently. This requires a consistent tagging strategy and cost dashboards. Which application, which environment (prod/test) consumes how much? Without clear answers there are no savings, because without ownership there is no accountability. 2. Optimize: Wins That Cut Waste Once visibility is in place, concrete optimizations come into play: Idle resource cleanup: Unused disks, idle IPs and stopped-but-billed resources are identified and removed. Rightsizing: Oversized instances are scaled down based on real usage data. Reservations and Savings Plans: Committed pricing for predictable, always-on workloads delivers discounts of up to 40-70%. Auto-shutdown: Dev/test environments are stopped automatically outside working hours and on weekends to prevent needless spend. Architectural efficiency: Structural savings through serverless, auto-scaling and appropriate storage tiers. 3. Operate: A Continuous Discipline FinOps is not a one-off project; it is a continuously repeating loop. The cloud environment changes every day; new resources are spun up, workloads fluctuate. That is why you need alerts that catch cost anomalies, regular optimization reviews and budgeting/forecasting processes. Cost awareness must be reflected in the daily decisions not only of the finance team but of every engineer who provisions a resource. Common Cloud Cost Pitfalls Behind runaway cloud bills usually lie the same recurring mistakes. The first is leaving development and test environments running 24/7, when they are used only about a third of the day. The second is resources forgotten after projects close: idle load balancers, unattached disks and old snapshots quietly keep generating charges. The third is ignoring data transfer (egress) costs; data movement between regions and services can create unexpected line items. Unit Economics and KPIs Mature FinOps looks not only at the total bill but at unit economics : what is the cloud cost per customer, per transaction or per feature? These metrics show whether cost scales efficiently as you grow. Cost is evaluated not merely as an expense but as a value tied to revenue. A few regularly tracked key indicators (utilization rate, commitment coverage, waste percentage) move decisions from intuition to data. Multi-Cloud and Cultural Change In organizations using more than one cloud provider (Azure, AWS), cost management becomes even more complex; each provider has its own pricing model and tools. Without a unified view, optimization stays fragmented. But the biggest lever is not technology but culture : lasting savings come when cost awareness is embedded in the daily decisions of every engineer who provisions a resource. FinOps institutionalizes this culture by bringing finance and engineering together in a common language. Getting Started: The First 90 Days You do not need to wait for a large transformation project to start FinOps; concrete steps can be taken in the first 90 days. The first month is devoted to visibility: a tagging standard is defined, cost dashboards are built and the top ten highest-spending resources are identified. The second month focuses on quick wins: idle resources are cleaned up, auto-shutdown is applied to dev/test environments and obviously oversized instances are scaled down. These steps usually create a visible drop in the bill. The third month is devoted to sustainability: reservation/Savings Plan decisions are made for predictable workloads, cost-anomaly alerts are set up and a monthly review cadence is established. This way savings become not a one-off gain but a lasting habit. A Common Language for Engineering and Finance At the heart of FinOps lies the meeting of two worlds that traditionally work separately. Engineers usually lack cost visibility; finance struggles to understand the cost impact of technical decisions. FinOps brings these two sides together around shared metrics and shared goals. The engineer sees the cost impact when provisioning a resource; finance ties spend to business value. This cultural alignment delivers bigger and more lasting savings than any tool. At Datnes Bilişim, while building this culture, we also keep technical optimization continuous across your Azure and AWS environments through a managed service. The Cost Balance in Cloud Backup and Disaster Recovery Cloud cost optimization is not limited to compute resources; storage and backup are significant line items too. Using hot tiers for frequently accessed data and cold or archive tiers for rarely accessed data significantly reduces storage cost. With lifecycle policies, old data is automatically moved to cheaper tiers. GreenOps: Where Cost Meets Sustainability Interestingly, optimizing cloud cost often also reduces the carbon footprint, because shutting down idle resources means both lower bills and lower energy consumption. This approach, called GreenOps, is a natural extension of FinOps: an efficient architecture is sustainable both economically and environmentally. As corporate sustainability targets rise, cloud efficiency becomes not only a financial but a strategic priority. A proper FinOps practice serves both the organization's budget and its environmental commitments at the same time. Governance and Automated Policies Sustainable cost control is achieved not only through one-off cleanups but through lasting governance policies. Rules such as approval mechanisms for resources exceeding a certain budget, automatic flagging of untagged resources, blocking instances above a certain size and auto-shutdown of idle resources prevent waste at the source. Once these policies are defined, every new resource is checked automatically; thus cost discipline becomes a natural part of the infrastructure rather than depending on human attention. Well-designed governance turns FinOps from a one-off savings campaign into a continuous operating model. Finally, FinOps success is strengthened by management support: when cost targets are reflected in team scorecards and reviewed regularly, a culture of saving spreads across the whole organization and becomes permanent. At Datnes Bilişim, within Cloud Solutions and Cloud Services , we assess cloud costs and make savings permanent through managed operations. --- # The 3-2-1-1 Backup Rule and Disaster Recovery Strategy URL: /en/blog/3-2-1-1-backup-disaster-recovery Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-14 Özet: The 3-2-1-1 backup rule, RTO/RPO, immutable backups and a disaster recovery (DR) strategy for business continuity. Data loss can stem from many causes — from hardware failure to ransomware, from human error to natural disaster. The bad news is this: in many organizations backups are taken regularly but restore tests are never performed . In a real disaster, a backup that does not work is no different from a backup that never existed. The good news is that with a solid strategy and regular testing, this risk can be largely eliminated. The 3-2-1-1 Rule The foundation of a modern backup strategy is summarized by a simple yet powerful rule: 3 copies of data (1 production + 2 backups) 2 different media/technologies (e.g. disk + object storage) 1 copy off-site (cloud) 1 copy offline or immutable The final "1" added to the classic "3-2-1" rule is critical against today's biggest threat, ransomware. Because modern ransomware tries to corrupt any reachable backups before encrypting. An immutable backup cannot be deleted or altered for a defined period; so even if the attacker fully controls the network, a clean recovery point is preserved. RTO and RPO: Two Critical Targets The right backup architecture is designed around two fundamental business targets: RPO (Recovery Point Objective): How much data loss can you tolerate? If the RPO is 1 hour, backups must be taken at least hourly. For critical systems requiring a sub-second RPO, continuous data protection (CDP) or replication comes into play. RTO (Recovery Time Objective): How quickly must you be back up after a disaster? An RTO measured in minutes requires a hot-standby disaster recovery site, while an RTO measured in hours can be met with more economical solutions. Disaster Recovery (DR) and Business Continuity Backup stores a copy of the data; disaster recovery (DR) ensures an entire system can be brought up quickly at another location. A mature DR strategy includes regular failover tests, automated replication and a clear incident management plan. The cloud makes DR far more accessible: without investing in a secondary data center, a cost-effective recovery environment can be built by replicating to the cloud. A Tested Backup Is a Reliable Backup The real test of a backup strategy is the moment of restore. That is why regular, automated restore tests are an inseparable part of the strategy. Monitoring that backups complete successfully is not enough; it must be proven that they can actually be restored. Monthly health reports and RTO/RPO compliance tracking present a picture that management can trust. Backup Types: Full, Incremental, Differential The right backup strategy requires the right combination of backup types. A full backup copies all data; it is the safest but most space- and time-intensive method. An incremental backup captures only what has changed since the last backup; it is fast and efficient but lengthens the restore chain. A differential backup captures what has changed since the last full backup; restoring is simpler. A typical approach combines a weekly full backup with daily incrementals to provide both efficiency and reliability. Microsoft 365 and SaaS Backup A common misconception is the belief that data in cloud SaaS applications (Microsoft 365, Google Workspace) is "already backed up". In fact these providers guarantee service continuity, not the long-term recoverability of your data. An accidentally deleted email, a OneDrive encrypted by ransomware or a departed employee's account can be lost permanently once the provider's retention period expires. SaaS data must therefore also be protected with an independent backup solution. The Most Common Backup Mistakes The most frequent mistakes seen in the field are: keeping backups on the same network/location as the production system (ransomware hits both), never performing restore tests, incomplete backup scope (forgetting newly added servers) and not encrypting backups. Each of these can render a backup useless at the very moment it is needed most. Regular auditing and automated verification eliminate these risks. Integration with the Business Continuity Plan (BCP) Backup and disaster recovery are the technical components of a broader business continuity plan (BCP). A BCP defines which processes are priorities in a crisis, who does what and how communication is handled. No matter how strong the technical recovery capabilities are, crisis management without clear roles and procedures will fail. That is why RTO/RPO targets must be set together with the real needs of business units. Prioritizing critical systems is also part of this plan: not every system requires the same level of protection. The most critical, revenue-generating systems are protected with an RTO measured in minutes, while targets measured in hours can be cost-effective for less critical systems. This tiered approach directs the budget to where it is needed most. Regular Drills: Not on Paper, but for Real The value of a disaster recovery plan is proven only through realistic drills. Failover drills performed at least once a year reveal whether the plan actually works, whether times align with targets and whether the team is ready. Most organizations discover unexpected gaps in their first drills — and discovering this during a controlled test rather than a real crisis is invaluable. At Datnes Bilişim we do not just build the backup infrastructure; we keep this assurance continuous through regular restore tests, drills and monthly health reports. What to Watch for in Cloud Backup The cloud is a powerful tool for backup and disaster recovery, but it must be set up correctly. At the moment of restore, data transfer (egress) costs can create unexpected line items, so the cost of recovery scenarios should be calculated in advance. In addition, backups in the cloud must also be immutable and encrypted, which is critical against ransomware. Key management must be planned carefully; losing the encryption key can be as devastating as losing the backup itself. Backup Is Not a Cost but Insurance Organizations often see backup and disaster recovery as a cost item; in fact it is the insurance of business continuity. The average cost of a ransomware attack or major data loss — including production downtime, reputational damage, legal obligations and data recovery expenses — is far above the cost of a solid backup infrastructure. The right question is not "how much should we spend on backup?" but "what would a full day of downtime cost us?". Seen from this angle, a tested and managed backup strategy is one of the wisest investments that can be made. At Datnes Bilişim we build the architecture with Backup & Disaster Recovery Solutions and safeguard your business continuity with regular testing and monitoring via our Managed Backup Service . --- # OT/IT Convergence and Industrial Cybersecurity URL: /en/blog/ot-it-convergence-industrial-cybersecurity Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-18 Özet: OT/IT convergence, network segmentation, SCADA security and an industrial cybersecurity approach aligned with the EPDK ICS guide. With Industry 4.0, production facilities have become complex environments where sensors, PLCs, SCADA systems and robots connect to the enterprise network. While this convergence offers great efficiency, real-time traceability and data-driven decisions, it also exposes previously physically air-gapped operational technology (OT) systems to cyber threats. The factory floor now has as much attack surface as enterprise IT. Why Is OT Different from IT? In the IT world the order of priorities is usually confidentiality, integrity, availability. In the OT world this order is reversed: safety and availability come first. Stopping a production line for an instant update or restart is often impossible; an outage can mean millions in lost production or a risk to human safety. OT systems are also designed to remain in the field for decades; legacy operating systems, unpatchable devices and proprietary protocols are common. That is why OT security must be built not by directly copying IT tools, but with non-disruptive methods suited to the reality of the plant floor. The Core Building Block: Segmentation At the heart of industrial cybersecurity lies proper network segmentation. The common reference, the Purdue model , divides the plant into layers: field devices, control systems, operations management and the enterprise network. Security zones and DMZs placed between these layers prevent an attack from spreading from the office network to the production line. Alongside segmentation, passive monitoring is critical: without disturbing OT traffic, merely listening builds an asset inventory and detects anomalies. This provides visibility without disrupting production. A Holistic OT Security Approach OT/IT network integration and secure architecture design Network segmentation, micro-segmentation and industrial security zones SCADA/ICS asset inventory and continuous vulnerability management Passive network monitoring and anomaly detection (without disrupting production) Alignment with regulations such as the EPDK ICS Information Security guide Compliance and Regulations In the energy, manufacturing and critical infrastructure sectors, OT security is not only a technical but also a legal requirement. In Türkiye, regulations such as the EPDK Industrial Control Systems (ICS) Information Security guide require critical facilities to implement specific security controls. A well-designed OT security program both reduces operational risk and meets compliance obligations. Real-World Threats Attacks on OT systems are no longer theoretical. From Stuxnet to ransomware targeting industrial facilities, many examples have shown that a cyber attack can produce physical consequences (production stoppage, equipment damage, even safety risk). Moreover, many attacks reach OT not directly but by first breaching the corporate IT network and crossing into the production network from there. This is why IT and OT security can no longer be thought of separately. Why Is Asset Visibility Hard? The first and most challenging step of OT security is knowing what is on the plant floor. Many facilities have hundreds of devices added over the years without an inventory; different vendors, legacy protocols and undocumented connections complicate matters. Because active scanning tools can crash sensitive OT devices, visibility is mostly achieved with passive methods — that is, merely listening to traffic. Without an accurate asset inventory, neither segmentation nor vulnerability management is possible. Collaboration Between IT and OT Teams As important as technological solutions is the meeting of two different cultures. IT teams focus on speed and flexibility, OT teams on stability and safety. A successful OT security program brings these two teams together around shared goals and a common language. Change management, joint incident response plans and regular drills ensure that convergence happens not only at the network level but at the organizational level too. Can Zero Trust Be Applied to OT? Zero Trust principles are becoming increasingly important not only for IT but for OT as well. The "never trust, always verify" approach means authorizing every device, every connection and every command on the production network too. But in OT this is applied differently from IT: because tolerance for disruption is low, deep visibility and strict segmentation come first instead of aggressive blocking. Over time, authorization and micro-segmentation for critical control commands are introduced gradually. Remote access is a special risk area for OT: suppliers connecting for maintenance and remotely working engineers must be kept under strict control. Instead of broad agentless VPN access, secure access solutions with session recording, least-privilege and approval mechanisms should be used. The Steps of a Mature OT Security Program A mature program begins with asset visibility, continues with risk assessment and segmentation, and matures through continuous monitoring and incident response. On this journey, regulatory compliance (for example the EPDK ICS guide) is not a goal but a natural output of a well-designed program. What matters is placing security not in front of production but alongside it: when designed correctly, security does not threaten operational continuity but protects it. At Datnes Bilişim, on this journey from the factory floor to the enterprise network, we build a security architecture suited to the reality of the field that operates without disruption. The Human Factor: Training and Awareness Even the most advanced technical controls fall short when the human factor is ignored. Operators, maintenance staff and engineers on the production floor are the first line of defense for security. USB drives, unauthorized remote connections and social engineering are common routes into OT environments. Regular awareness training and clear procedures significantly reduce these risks. A Step-by-Step OT Security Journey In practice a mature OT security program proceeds in this order: first a comprehensive asset inventory is built through passive monitoring; then criticality and risk assessment are carried out; next, segmentation aligned with the Purdue model and secure remote access are introduced; finally continuous monitoring, anomaly detection and incident response capabilities are established. Throughout this journey, production continuity is always the priority; security controls are applied without disrupting operations and with respect for the reality of the field. At Datnes Bilişim we implement this program end to end, from the factory floor to the enterprise network, with a roadmap suited to your organization's maturity level and regulatory obligations. Supply Chain and Third-Party Risk In OT environments risk does not come only from within the organization; equipment manufacturers, maintenance firms and integrators also form a significant attack surface. A supplier's remote connection or update package can unintentionally carry a threat into the production network. Therefore third-party access must be strictly monitored, limited on a least-privilege basis and every session recorded. Supply chain security is an indispensable component of a modern OT security program, because the weakest link in the chain determines the security level of the entire facility. At Datnes Bilişim, with IT/OT Digitalization Solutions and Cyber Security Solutions , we build a secure transformation from the factory floor to the enterprise network together. --- # SASE: The Convergence of Networking and Security in the Cloud URL: /en/blog/sase-network-security-convergence Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-22 Özet: What is SASE? Cloud-delivered convergence of networking and security with SD-WAN, ZTNA, SWG, CASB and FWaaS — benefits and a migration roadmap. The data center is no longer the center of the enterprise network. Applications have moved to SaaS and the cloud, employees connect from branches, homes and the field, and partners access corporate resources from outside. Yet in many organizations traffic is still hauled back to headquarters for security inspection before reaching the internet. This "hairpin" architecture both increases latency and fills expensive MPLS lines with unnecessary traffic. SASE (Secure Access Service Edge) was born to solve exactly this problem: delivering network and security functions from the cloud, at the point closest to the user, as a single service. What Is SASE? Defined by Gartner in 2019, SASE unifies two worlds in one architecture: on the WAN side, the application-aware intelligent routing of SD-WAN ; on the security side, a cloud-delivered security stack called SSE (Security Service Edge) . Wherever the user is, traffic first reaches the nearest SASE point of presence (PoP); identity verification, threat inspection and data protection are applied there, and traffic is forwarded to its destination over the shortest path. Security is delivered by a global cloud service, not by a box in the data center. Core Components of SASE SASE is not a single product but a set of services working together: SD-WAN: Connects branches and data centers intelligently over multiple links (MPLS, internet, LTE/5G) with application-based policies; continuously measures link quality and steers traffic over the best path. SWG (Secure Web Gateway): Inspects web traffic against malicious sites, harmful downloads and inappropriate content. CASB (Cloud Access Security Broker): Brings visibility into SaaS usage; detects unsanctioned applications (shadow IT) and prevents uncontrolled flow of sensitive data to the cloud. ZTNA (Zero Trust Network Access): Connects the user to the specific application they are authorized for, not to the network; replaces the VPN's broad access model with identity-based, per-application access. FWaaS (Firewall as a Service): Delivers next-generation firewall capabilities (IPS, application control, DNS security) from the cloud; removes the need for hardware stacks at branches. Why Now? Three trends have pushed SASE to the center of the agenda. First, the nature of traffic has changed: most enterprise traffic now flows directly to the cloud and SaaS, not to the data center. Second, hybrid work is permanent; security cannot wait for the user at the office. Third, the stack of appliances and point solutions has become unmanageable: operating a separate firewall, web filter and VPN concentrator at every branch is both costly and prone to policy inconsistency. SASE reduces this stack to one policy, one console and one cloud service. The Path from SD-WAN to SASE Most organizations move to SASE in stages, not in one step. A typical roadmap looks like this: first, branch connectivity is modernized with SD-WAN and dependence on expensive MPLS is reduced. Next, remote access is migrated from VPN to ZTNA, making the riskiest area — remote user access — identity-based. In the third step, web and SaaS traffic starts being inspected from the cloud through SWG and CASB. In the final step, branch security hardware is handed over to FWaaS and all policy is unified in a single console. Each stage produces measurable value on its own, freeing the project from "all or nothing" risk. Measurable Benefits A well-designed SASE architecture produces concrete results: user experience improves noticeably as latency to SaaS and cloud applications drops; MPLS and branch hardware costs decrease; audit and compliance become easier because policy is enforced identically everywhere; and the attack surface shrinks because applications are taken off the public internet and access is bound to identity. On the operations side, a single console replaces the separate management of dozens of boxes. What to Watch Out For The most common mistake in SASE projects is treating the topic as mere product selection. Success actually depends on a correct analysis of the existing network topology, application inventory and traffic flows. PoP coverage matching Türkiye and the geographies you operate in, planning of local internet breakouts, identity provider integration and preserving your existing SD-WAN investment are the critical items of migration design. Network and security teams must also work with a common policy language; SASE is an organizational convergence project as much as a technical one. Single Vendor or Multi-Vendor? There are two main approaches in the SASE market. Single-vendor SASE means taking the entire networking and security stack from the same manufacturer; depth of integration, a true single-console experience and a single point of support are its strongest sides. In the multi-vendor approach, the existing SD-WAN investment is preserved and another vendor's SSE layer is added on top; this softens the transition but requires policy and log integrity to be built with care. The right answer depends on the organization's existing contracts, team skills and renewal calendar. What is critical is that whichever model is chosen, identity, policy and visibility converge in one place; otherwise SASE turns into the old silo structure under a new name. The Invisible Determinant of Performance: Backbone Quality Two SASE services can have identical components on paper; what makes the difference is the provider's global backbone. The number and location of PoPs, use of a private backbone between PoPs, the latency of the nearest entry point for users in Türkiye and the quality of peering with SaaS providers directly determine user experience. A proof-of-concept test from real locations is a must during evaluation, and measurements should be taken over periods covering business hours, not as one-off samples. Industry Application Examples In retail, connecting hundreds of stores to the center over inexpensive internet lines with a uniform security policy is SASE's most mature scenario. In finance, branch transformation is handled together with strict regulation and logging requirements; which PoP processes the data and where logs are stored should be part of the contract. In manufacturing, SASE stands out with its ZTNA layer for controlled remote access of field engineers and suppliers to OT environments. In holding structures, the ability to quickly bring newly acquired companies' networks under the common policy umbrella is a little-known but powerful contribution of SASE to merger and acquisition processes. Where to Start? A Short Checklist As you begin a SASE evaluation, the answers to these questions will sharpen your roadmap: What percentage of your traffic goes to the data center versus directly to the cloud and SaaS? Is your flow map current? When do your MPLS and branch security hardware contracts renew? Do migration windows align with that calendar? Are you still using classic VPN for remote access; how many users, accessing which applications? Is your identity provider (directory, MFA, conditional access) ready for SASE integration? In which model will your network and security teams work for joint policy management? Once this inventory is in place, which stage to start from and which model (single or multi-vendor) fits usually becomes self-evident. At Datnes Bilişim, within Enterprise Network Solutions and Cyber Security Solutions , we plan, design and implement the journey from SD-WAN to SASE end to end while preserving your existing infrastructure. --- # Enterprise Email Security: Multi-Layered Defense Against Phishing and BEC URL: /en/blog/enterprise-email-security-phishing-bec Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-26 Özet: Enterprise email security guide: multi-layered defense with SPF, DKIM, DMARC, sandbox analysis, BEC protection, awareness training and incident response. No matter how far security technology advances, attackers' favorite door remains the same: email . The majority of ransomware cases, data breaches and financial fraud start with a single malicious message and a single click. And today's attacks are no longer easy-to-spot messages full of broken language; they use flawless AI-written text, replies injected into real conversation threads and QR-code phishing pages. In this landscape, relying on a single filter is not enough; email security can only be achieved with a layered defense . The Threat Landscape: From Phishing to BEC Email-borne threats fall into a few main groups. Mass phishing harvests credentials with fake login pages sent to large lists. Spear phishing is crafted for a specific person; the victim's role, projects and network are researched in advance. BEC (Business Email Compromise) is the costliest type: the attacker impersonates an executive or supplier — often from a genuinely compromised account — to change payment instructions or get a fake invoice approved. BEC messages usually contain no malicious attachment or link; the attack is built entirely on persuasion, which is why classic filters miss it. The Foundation: Authentication Protocols The foundation of defense is making it hard to send fake messages under your domain. SPF defines which servers are authorized to send email on behalf of your domain. DKIM proves messages were not altered in transit using a cryptographic signature. DMARC ties these two controls to policy: it ensures messages that fail verification are rejected or quarantined, and its reporting shows who is attempting to spoof your domain. The healthiest path is to start DMARC in monitoring mode with "p=none" and move to "quarantine" and "reject" as legitimate sources are verified. This trio both protects your brand against impersonation and improves the deliverability of your own messages. Advanced Protection: Analysis and Quarantine Protocols block fake senders but cannot stop malicious content on their own. Modern email security gateways detonate attachments in an isolated environment and observe their behavior ( sandboxing ), re-analyze links at the moment they are clicked (time-of-click protection), detect lookalike domains (typosquatting) and use AI to examine language patterns in messages to flag BEC suspicion. To catch compromised accounts, session anomalies — sign-ins from unusual countries, inbox rules that silently empty the mailbox — must be monitored continuously. The Human Layer: Awareness and Simulation However good the technology, a message can always reach the user. That is why regular awareness training and phishing simulations are an indispensable part of the program. Simulations are a measurement tool, not a punishment tool: they show which department is susceptible to which scenario and allow training to be targeted. Giving users a one-click way to report a suspicious message provides the security team with an early-warning network; reported messages can be automatically analyzed and recalled from every mailbox. The Process Layer: Verification Discipline Against BEC BEC attacks are stopped by process discipline more than by technical controls. Changes to payment instructions and new supplier IBAN notifications must be confirmed over a channel other than email — by calling a known phone number. Dual approval should be mandatory for transfers above a defined amount, and finance teams should be specifically trained against requests that emphasize "urgency and confidentiality". MFA and conditional access policies on executive accounts largely prevent an account takeover from turning into BEC. When It Happens: Rapid Response When an incident happens despite everything, speed is decisive. Recalling the malicious message from all mailboxes, terminating sessions and resetting passwords of affected accounts, auditing inbox rules and establishing the scope of the incident from logs are the work of the first hours. Tying these steps to a pre-written playbook guarantees the right order is followed in a moment of panic. Feeding email security telemetry into SOC processes and the XDR platform allows the attack to be correlated with its traces in the endpoint and identity layers. Shared Responsibility in Cloud Email Using Microsoft 365 or Google Workspace does not mean email security "comes ready". The cloud provider is responsible for keeping the platform up and for baseline filtering; configuration against targeted attacks, conditional access, data protection and backup are the organization's responsibility. In a tenant opened with default settings, the most common gaps are legacy authentication protocols left enabled, unrestricted external forwarding rules and loose quarantine policies. Cloud email also needs to be backed up; for data deleted by accident or with intent, the platform's recycle periods rarely meet corporate retention requirements. Measurement and Continuous Improvement Email security is not a project but an operated process, and like every operated process it must be measured. The key indicators to track are: click and report rates in simulations (if clicks fall while reports rise, the program is working), the trend of sources failing verification in DMARC reports, abnormal increases in quarantined message volume, the time from a user report to the message being recalled from all mailboxes, and detection time for compromised account cases. Reporting these metrics to management quarterly makes the security investment visible and shows where training and technology should focus. The Sector View The weight of the threat varies by sector. In finance and logistics, fake invoices and payment redirection fraud lead; in manufacturing, account takeover cases arriving through the supplier chain are intense. In the public sector and healthcare, mass phishing aimed at credential harvesting dominates. Executive assistants, finance teams and procurement units are the most targeted groups in every sector; protection prioritization and the training plan should be built around this reality. Where to Start? A Short Checklist You can begin assessing your email security program with these questions: Are your SPF, DKIM and DMARC records complete; at which level (none/quarantine/reject) is your DMARC policy running? Are legacy authentication protocols disabled in your tenant; are external forwarding rules audited? Can users report a suspicious message with one click; can a reported message be recalled from all mailboxes? Is out-of-band confirmation for payment instruction changes tied to a written procedure? Was a phishing simulation run in the last year; are your click and report rates being measured? If you answer "no" or "not sure" to more than one of these questions, you have a visible improvement area for the door attackers use most. At Datnes Bilişim we design your email security architecture within Cyber Security Solutions , and with Managed Services we continuously operate the process from DMARC enforcement to awareness programs and incident response. --- # Hybrid Cloud Strategy: The Right Workload on the Right Platform URL: /en/blog/hybrid-cloud-strategy Kategori: blog yazısı Yayın tarihi: 2026-06-30 Özet: Hybrid cloud strategy guide: workload placement criteria, data residency, connectivity architecture, unified security and operational governance. For years the cloud debate was stuck in a binary: "migrate or stay?" The reality of most organizations lies somewhere in between: the critical database runs in the data center while the web tier scales in the cloud; development environments spin up and down in the cloud while regulated data stays on premises. Hybrid cloud is the work of turning this reality from unplanned sprawl into a deliberate architecture: a structure managed under one roof, where every workload runs on the platform that criteria say is right for it. What Hybrid Cloud Is — and Is Not Hybrid cloud is the joint operation of an on-premises data center, private cloud and one or more public clouds, with data and application portability between them. The critical distinction is this: two environments existing side by side is not hybrid cloud; without shared identity, shared networking, shared security policy and a shared operating model, all you have is two separate silos. In a true hybrid architecture, where an application runs is a technical detail; the management experience does not change. Workload Placement: The Decision Criteria "Which workload should run where?" is the heart of hybrid strategy, and it is answered against four main criteria: Data residency and compliance: KVKK and sector regulations may require certain data to stay in country, or even inside the organization. Systems processing such data are the first to be placed. Performance and latency: Systems that talk to production lines with millisecond sensitivity, and analytics that must run close to the data source, should stay where the data is. Cost profile: Steady, predictable workloads are often more economical on premises; variable, seasonal or experimental workloads gain from the cloud's elasticity. Dependencies: An application never moves alone; the databases it talks to, its integrations and its latency tolerance must be evaluated together. Migrations done without a dependency map are the main source of performance surprises. Connectivity: The Backbone of Hybrid The invisible hero of hybrid architecture is the network. Redundant, encrypted connectivity with sufficient bandwidth — a dedicated circuit (in the style of ExpressRoute or Direct Connect) or high-capacity VPN — must be established between the data center and the cloud. Dedicated circuits should be preferred for latency-sensitive scenarios, and DNS, routing and IP planning should be designed so the two environments behave as one network. A weakness in the connectivity layer becomes every application's problem. Security and Identity Under One Roof The riskiest form of hybrid is each environment becoming its own security island. Identity must be managed centrally (one directory, one MFA policy, conditional access), network segmentation must follow the same logic on both sides, and logs must converge in a single monitoring platform. Encryption key management and privileged access (PAM) policies should follow one standard regardless of environment. Since security posture is only as strong as the weakest environment, policy consistency is the non-negotiable clause of hybrid strategy. Operations and Governance A hybrid environment cannot be run with two separate teams and two separate processes. Defining infrastructure as code (IaC) allows the same automation tooling to be used in both environments. Monitoring should present application performance, capacity and cost in a single pane without environment boundaries, and spend visibility should be established on the cloud side with FinOps discipline. Backup and disaster recovery must be redesigned for the hybrid scenario; the cloud can be a natural secondary site for on-premises systems — done right, it cuts DR costs substantially. Common Mistakes Experience highlights three mistakes. First, the "migrate first, fix later" approach: virtual machines moved without rightsizing generate unnecessary cost in the cloud. Second, ignoring egress costs: if data gravity is neglected, constant data flow between environments inflates the bill. Third, neglecting the operating model: even with the platform ready, if teams, processes and skills are not, hybrid comes back as double the management burden. Successful programs start not with technology but with inventory and dependency analysis. The Key to Portability: Containers and the Platform Layer One of the long-term goals of hybrid strategy is being able to move workloads between environments with reasonable effort. Container technologies and Kubernetes are today's most mature vehicle for this portability: once an application is containerized, the same image runs in the data center and in the cloud. But portability is not only a runtime matter; unless platform dependencies such as database services, message queues and identity integrations are also abstracted, real portability cannot be achieved. That is why in hybrid architecture, the balance between the speed of using cloud-native services and the cost of lock-in should be struck deliberately, per workload. A Phased Migration Roadmap Successful hybrid programs typically advance in four phases. In the first phase a full inventory is built: applications, dependencies, data classification and the current cost base. In the second phase the foundation platform is established: connectivity, identity federation, common security policies and the monitoring stack — the ground is prepared before any workload moves. In the third phase migration starts with low-risk workloads (test/development environments, new projects, archive and backup) and the operating model is tested under real load. In the fourth phase critical workloads are evaluated against the criteria set and moved gradually — or deliberately kept on premises. At the end of each phase, cost and performance assumptions should be validated with real data and the plan updated accordingly. The Sector View In Türkiye, the finance sector is the heaviest user of the hybrid model, keeping critical data in country as regulation requires while scaling customer channels in the cloud. In manufacturing, MES and OT systems stay at the plant while enterprise analytics and AI workloads run in the cloud. In retail, the elasticity needs of seasonal campaign periods are met with the cloud while store operation systems remain local. The common pattern is the same: data gravity and regulation determine placement, and the need for elasticity brings the cloud into play. Where to Start? A Short Checklist Before setting out on the hybrid cloud journey, clarify the answers to these questions: Are your application inventory and dependency map current; which data must stay in country or on premises due to regulation? Do you know your current data center cost base (licensing, hardware refresh, energy, operations) per workload? Do you have a plan for redundant dedicated circuits or sufficiently sized VPN between the data center and the cloud? Are identity, security policy and monitoring designed to see both environments under one roof? At what level are your teams in cloud operations, IaC and FinOps skills? This inventory lays the groundwork before debating which workload goes where, and makes the hybrid program's cost assumptions realistic. At Datnes Bilişim, within Cloud Solutions and Enterprise System Solutions , we build your hybrid cloud strategy end to end — from workload analysis to connectivity and security architecture, migration and the operating model.